İkebana Nedir? Ve Nasıl Yapılır?
İkebana (yaşayan çiçekler); veya kado olarak da bilinen ‘çiçeklerin hali’
Japon çiçek düzenleme sanatına verilen addır. Batı kültüründe çiçek yetiştirmek sistematik olarak bir vazo veya saksıda çiçek bakımını kapsamak anlamındayken, Japon kültüründe biraz karmaşıktır. Bu öğretileri konu alan İkenobo, Sogetsu ve Ohara gibi birçok okul mevcuttur.
İkenobo, rikka şeklinin dayandığı ve tarzını Budist inancının doğal güzellikleri yansıtma öğretisinden alan Budist bir rahip tarafından kurulmuş en eski okuldur.
İke: canlı tutmak, hayat vermek
Bana: çiçeklerKaynakwh:
İkebana: kelime anlamıyla çiçekleri canlı tutmak, onlara hayat vermek demektir.
İkebana bir yaşam şekli bir felsefedir. İkebana; teknik gelenek ve sezgilerimizi kullanmamızı sağlar.
İkebana ruhsal bir deneyimdir. Hem göze hem akla hem de ruha hitap eder; ruhun aynasıdır. İkebana sanatı bir beceri ya da el çabukluğu kazanma öğretisi değil; öze, ruha, gerçeğe yönelme yoludur. İkebana, “anı yaşamaktır”. İnsanı sakinleştirir, tabiatta daha önce önem vermediğimiz şeyleri görüp takdir etmemizi sağlar. İkebana yaparken içimize de dönüp kendimizdeki bazı noktaları da ortaya çıkarırız.
Öğretimin gerçek kısmı dile gelmez. Çiçekleri düzenlerken içimize döner, yoğunlaşır “evrensel gönül” ile uyum sağlamaya çalışırız. Kırlardaki çiçekler gibi tasasız, kaygısız bir “hiç” ama yine de “herşey” oluruz. Tabiatı ve kendimizi daha çok severiz. İkebana yapıtına sadece sanatçı gözü ile değil, gönül gözü ile de bakılmalıdır. İkebana’da çiçekler şimdiyi, tomurcuklar geleceği, tohumlar geçmişi simgeler…
İkebana Nasıl Yapılır?
DALLARI YERLEŞTİRME VE TUTTURMA ÖGELERİ Dalları ve çiçekleri, dengelerinin bozulmaması için sağlam yerleştirmek gerekir. Sağlam yerleştirmekten amaç, vazonun ya da kabin içine iyice tutturmaktır. Japon çiçek sanatı üsluplarından Rikka, Seika ve Nageire’de tutturma işlemi “TOME” denilen dal parçacıkları ile yapılır.
Moribana ve tüm modern Ikebana buketlerinde ise “KENZAN” adı verilen, demirden yapılmış çivili bir kalıp (pikflor) kullanılır. Dallar bu kalıbın çivileri uzerine saplanır.
Sert odunumsu dallar ve fazla sert çiçek sapları daima verev kesilir. Dallar kalınsa, sap dipleri ya yarılır ya da içten oyulur ve sapı düşey tutarak kenzana bastırılır. Eğer dalın eğik durmasını istiyorsak, dalı kenzanın çivileri arasına sıkıştırarak, kabuklu tarafı çivilere gelecek şekilde, istediğimiz açıda eğeriz. Bunun için sağ elimizle dalın dibini, sol elimizle de kenzanı tutar ve sıkıca bastırırız.
Daha yumuşak olan çiçekli dalların sapları dikey olarak kesilir. Verev kesersek, kenzana oturtmak güçleşeceği gibi, çiçeklerin ağırlığının sapı kırması olasalığı da vardır.
İnce bir dalı kenzana sıkıca tutturmak için de çeşitli yöntemler vardır. Dalın dibine kağıt sarmak, dalı daha sağlam bir dala bağlamak veya dalın alttan iki-üç santimetre uzunluğundaki bir parçasını “V” şeklinde bükerek, bükük yerden kenzana yerleştirmek gibi.
KAP VE VAZO SEÇİMİ
Ikebana çalışmaları için orjinal Japon vazoları ithal edilerek, tüm dünyada satılmakta ve bu öğrenimi yapan meraklılar malzeme yönünden zorluk çekmemektedirler. Yurdumuzda ise orjinal olsun olmasın, yerli malı olan bir çok vazo ve kaplarla Ikebana buketi yapmak sorun değildir.
Ancak, Rikka ve Seika gibi klasik buketlerde tomeler ile çalışmak istendiğinde, seramik vazoların iç cidarına tenekeden bir astar geçirmek gerekir. Bu da vazoların kırılmasını önleyecektir.
Ayrıca, yurdumuzda modern Ikebana buketleri için yeterinden fazla vazo, kap bulunduğu gibi, bu üsluplar için sepetler içine yerleştirilen basit bir tasın içine kenzan koyarak veya biraz derince yemek tabaklarının içinde bile gerçeklestirilebilinir. Kapların içine devamlı su konulduğundan, zamanla bu kapların içi beyaz satıhlı bir kireç tabakası ile kaplanır. Bu lekeler için kabın içine bir miktar sirke konur ve bir gece bekletilerek temizlenir.
Ikebana’da, çiçekler ve içine yerleşecekleri kap ya da vazo bir bütün oluşturur. İster ince-uzun bir vazo, ister yassı bir tepsi olsun veya yuvarlak ya da kare biçimli, ya da gayrımuntazam birşey olsun, kap yalnızca çiçekleri taze korumak için bir su kabı değil, çiçekleri içine alıp ayakta tutan ve düzenlemeyi tamamlayan bir ögedir. Bu nedenle de büyük bir özenle seçilmesi gerekir.
Kabın üç belirleyici özelliğinin (biçim, renk ve dekor) bizzat Ikebana’nin kendisi ile uyumlu olmasi gerekir. Fazla süslü-püslü, gösterişli kaplardan kaçınmak gerekir. Kabın sadeliği ölçüsünde düzenlemenin asıl güzelliğinin daha çok ortaya çıkacağı şüphesizdir.
Kabın boyutları da önemlidir. Çok büyük bir kapta çiçekler kaybolur, küçük bir kap ise çiçekleri boğuyormuş izlenimi verir.
Tablodan, çok basit/şematik olarak, dört temel üslubun her birine uygun kapları görebilirsiniz.
MEVSİMLERE GÖRE DAL VE ÇİÇEK SEÇİMİ
Dal seçiminde, kışın; kalıcı yapraklı dallar, çamlar ve yapraklarını dökmeyen tüm ağaçlar ve az sayıda taze çiçek. İlkbaharda; tomurcuklu dallar, turfanda çiçekler. Yazın, çeşitli çiçekli dallar ve istenildiği kadar çiçekle, sonbaharda; kızıl renkli yapraklı dallarla, kuru dallar ve başta Kasımpatı olmak üzere, tüm saksıda yetişen ve su bitkileri çiçekleri kullanılır.
Buketlerde hep bir sonraki mevsimin habercisi olan dal ve çiçekler kullanılır.
Akımen Bitkisi Bakımı
Akimen (Achimenes Grandiflora)
Gesnergillerdendir. Anavatanı Meksika’dır. 45 cm’ye kada uzayabilirler. Kırmızı veya yeşil renkli gövdeleriyle kenarları dişli donuk yeşil renkli yaprakları tüylü olan, yaz mevsiminden ekim ayına kadar boru biçiminde beyaz, pembe, mor veya sarı renkli bol bol çiçek açan güzel salon bitkileridir. Özellikle pencere önüne konan saksı veya plastik saksı biçimindeki kutularda güzel görüntü sağlanır..
Akimen bitkisi yaşlandığında ilkbahar mevsiminde bitki kökünden bölünüp ayrılarak çoğaltılır. Yaprak bitlerine karşı duyarlıdır. Bunlarla, uygun bitki koruma ilacı kullanılarak mücadele edilmelidir.
Akimen Bitkisinin Yetiştirilmesi için Gerekli Şartlar:
Toprak: Akimen zengin karışımlı toprakları sever. Bitkiye uygun toprağı hazırlamak için, bahçe toprağına bir miktar kaba dere kumu ile yanmış çiftlik gübresi karıştırılmalıdır.
Su: Akimen suyu sever. Çiçek açtığı sürece ılık suyla bol bol sulanmalıdır. Kışın su verilmesi gerekmez.
Işık: Güneşli, aydınlık ve havadar pencere önleri bitki için uygundur.
Sıcaklık: Ilık ortamları severler. Kışın en düşük 13 dereceye kadar dayanabilirler.
Gübre: Bitki çiçek açtığı dönem boyunca, ayda bir defa potasyum yönünden zengin gübre verilmelidir..
Saksı Değiştirme: Kökleri saksısını doldurduğunda, ilkbahar mevsiminde bitki özenle sökülüp uygun toprak eklenerek saksısı bir numara büyüğü ile değiştirilir.
Nergis Çiçeğinin Hikayesi (Narkisos)
NARKİSOS nergis çiçeğinin hikayesi
Narkisos, Kusursuz Fiziksel Güzelliğe Sahip Olan Bir Gençtir. Bu Nedenle Su Perileri Ona Büyük İlgi Duyarlar, Ama Hiç Biri Karşılık Alamaz. Narkisos’a Tutkun Olan Eko Adlı Bir Su Perisi Bir Gün Ona Yaklaşmayı Dener Ve Sert Bir Şekilde Reddedilir. Eko, Kederinden Ve Utancından Eriyip Yok Olur Ama Giderken Geride Narkisos’un Sözlerini Yankılayan Kendi Sesini Bırakır. Bunun Üzerine İntikam Alınmasını İsteyen Su Perilerinin Bu Talebine Uyan Tanrılar, Narkisos’un Da Karşılıksız Bir Aşk Yaşayarak Cezalandırılmasına Karar Verirler.
Bir Gün Dağdaki Berrak Bir Su Birikintisine Bakan Narkisos, Kendisinin Sudaki Yansımasını Görür Ve Suda Yaşayan Çok Güzel Bir Varlıkla Karşı Karşıya Olduğu Sanıyla Anında Aşık Olur. Ama Ne Bu Görüntüden Ayrılabilir, Ne De Sarılmak İstediğinde Koybolan Bu Yansımadan Bir Karşılık Alabilir. Sonunda Suya Düşüp Ölür. Su Perileri Narkisos’u Gömmek İçin Geldiklerinde, Onun Da Yokolup Gittiğini Ve Yerine Bir Çiçek Bırakmış Olduğunu Görürler. Sonradan “Nergis” Diye Anılacak Bir Çiçek.
Baharda Çiçek Ekimi Ve Bakımı
Mart ayında, balkonunuzu düzenlemeye başlamak ve konumuna göre en elverişli bitkileri seçmek için
uygun bir aydır. Evinizde camlı bölmelerde veya üstü kapalı sandıklarda bitki yetiştiriliyorsa, tehlikeli olabilecek oranda nem birikmesini önlemek ve bitkilerin solumalarını sağlamak için cam ve kapakları sık sık açılmalıdır. Bu işlem gündüzleri yapılmalıdır. Cam ile kapakların açılmaları bir saatten çok sürmemelidir. Güller Ocak ya da Şubat ayında budanmamışsa budama bu ay da yapılmalıdır.
Çiçek vermeyi kesen ağaççıklar ve yeniden çiçek veren gülfidanları budanmalıdır. Ayın sonuna doğru lüksürlerin ilk budamaları yapılmalıdır. Yeniden düzenlenecek da alanlar da bellenmelidir.
Camlı bölmelerde yıllık otsu bitkiler ekilir; floks, mavi sukeneviri, petunya, hintgülü, menekşe, zinya, aslanağzı,vb. Özel bir ekme bölümü yoksa bu işlem Nisan ayında yapılmalıdır. Çim alanlarda kış gübrelemesi önceki aylarda yapılmadıysa bu ay yapılmalıdır.
Kış aylarında bitkileri korumak için toprağa serilen saman, turba, bitki yaprağı, vb.’den oluşan örtüler son kez yenilenmelidir. Sonbaharda ya da kış boyunca tohum olarak ekilen bitkilerin yerlerine dikilmesine de Mart ayında başlanır. Tırmanıcı bitkilerin sarıldıkları yerlerdeki bağlar, bağlantı yerleri elden geçirilir. Ayın sonuna doğru sardunyaların ve öbür çok yıllık bitkilerin saksıları bol gübreli yeni çürük toprağı kullanılarak değiştirilir. Bitkiler don olayından zarar görmüşlerse yenilenirler. Morsalkım bitkisi budanır.
Mart ayında fazla nemini kaybetmeye başlayan toprağın tava gelmesi ile üzerinde her türlü derin işleme veya çapa işlemi yapılabilir. Bitkilerin yıllık gübre ihtiyacının ilk yarısı bu dönemden itibaren Nisan sonuna kadar verilmelidir. Kullanılacak organik gübrenin yanında metrekareye 30 gr. gelecek şekilde yapay kompoze gübrenin toprağa saçılıp hafif bir çapa ile toprakla karışmasını sağlamak ve sulamak, verilecek organik gübrenin besince takviye edilmesi açısından faydalı olacaktır.
Çiçeklerin Kısaca Bakımları
ARECA Lutescens (Chrysalidocarpus): Nispi nemin yüksek olduğu, yarı aydınlık bir ortam ister. Yazın kireçsiz su ile bolca sulanmalı yapraklara su püskürtülerek nem sağlanmalıdır.
DRACAENA Marginata “Bicolor”
Bakım: Hava akımı olmayan nıspi nemi yüksek, aydınlık bir ortam ister. Yazın bol sulanmalı yapraklara ılık su püskürtülmelidir. Sıcaklık isteği 16-22 derecedir.
DRACAENA Fragrans “Massangeana”
Bakım: Hava akımı olmayan nıspi nemi yüksek, aydınlık bir ortam ister. Yazın bol sulanmalı yapraklara ılık su püskürtülmelidir. Sıcaklık isteği 16-22 derecedir.
YUCCA Elephantipes-1
Bakım: Aydınlık,doğrudan güneş ışığı almayan bir ortamda bulunmalıdır.Yazın bolca sulanmalıiyapraklara su püskürtülmelidir.Kışın su ihtiyacı daha azdır.
YUCCA Aloifolia
Bakım: Aydınlık,doğrudan güneş ışığı almayan bir ortamda bulunmalıdır.Yazın bolca sulanmalı, yapraklara su püskürtülmelidir.Kışın su ihtiyacı daha azdır.
DRACAENA Deremensis “Warneckei”
Bakım: Hava akımı olmayan nıspi nemi yüksek, aydınlık bir ortam ister. Yazın bol sulanmalı yapraklara ılık su püskürtülmelidir. Sıcaklık isteği 16-22 derecedir.
VRIESEA “Favoriet”
Bakım: Aydınlık ve nem oranı yüksek bir yer ister.Gelişme dönemi boyunca oda sıcaklığında,kireçsiz su ile sulanmalı,yapraklara su püskürtülmelidir.
Çiçeklenme: Ilkbahar.
SCHEFFLERA ARBIRICOLA “Trinette”
Bakım: Büyüme döneminde 15-21 derece,kışın 10-13 derece sıcaklık isteği vardır.Yarı aydınlık bir ortamda bulundurulmalıdır.Yazın su ihtiyacı fazladır.Yapraklara ılık su püskürtülebilir.
RHODODENDON (Obtusum gr.)
Bakım: Gelişme döneminde nem isteği fazladır.Yazın kireçsiz su ile sulanmalı,yapraklara su pükürtülmelidir.
Çiçeklenme: Kış,ilkbahar.
Efsanelerin Çiçeği Lale
Mitolojiye ilham, bir devre adını veren, Hayyam ve Hafız tarafından “şarap dolu kadeh“ ve “sevgilinin yanağı“na benzetilerek, uğruna rubailer ve gazeller söylenen lale, Anadolu topraklarındaki eski saygınlığına yeniden kavuşturuluyor.
Ülkü Karakuş`un haberi
Konya`da bir lale üretme çiftliğinin Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yetgin, zarafeti ve güzelliğiyle insanları büyülemiş olan laleyi, Anadolu`ya tekrar kazandırmak ve bu çiçeği, tüm belediye park ve bahçelerinde, vatandaşların beğenisine sunmak ve lalenin yeniden Türkiye`nin süs bitkisi sektörüne girmesini sağlamak amacıyla bir üretme çiftliği kurduklarını belirtti.
Yetgin, “Hollanda`da olur da Türkiye`de neden olmaz diye düşündük ve bu çiftliği kurmaya karar verdik“ dedi. “Lalenin en önemli özelliği, kışın kardelenden sonra açan ilk çiçek olması ve 1.5 aylık ömre sahip olmasıdır“ diyen Yetgin, “Bu çiçeğin, bu yüzden insanlara cazip geldiğini, kıştan çıkıldığında, ağaçlarda yaprak, etrafta çiçek yokken, lalenin açmış olmasının, insanlara heyecan verdiğini“ belirtti.
Yetgin, lale ihraç etmediklerine, sadece Türkiye`ye yönelik üretim yaptıklarına işaret ederek, “Başta İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya, Konya ve Kocaeli Büyükşehir belediyeleri olmak üzere, Türkiye genelinde birçok büyükşehir ve ilçe belediyelerine lale soğanı veriyoruz“ diye konuştu. İstanbul`un, Emirgan`a diktiği lalelerde oldukça başarılı olduğunu söyleyen Yetgin, İstanbul ve Konya belediyeleri ile lale fuarı açmayı düşündüklerini, bu fuarların da İstanbul Emirgan`da, Konya Alaeddin Tepesi`nde kurulmasının planlandığını bildirdi.
LALE YETİŞTİRMEK ZOR DEĞİL
Yetgin, lale dikmenin hiçbir inceliği olmadığını, sağlıklı soğanın, ekim-kasım aylarında dikildiği sürece, özel bir bakım istemediğini dile getirerek, şunları kaydetti: “Soğan, toprağa 10 santimetre derinlikte dikilir, toprak kuruysa bolca sulamak gerekir. Üzerinden bir kış geçecek, yağmur ve karla ıslanacak. Yağış olmazsa, şubat ve mart aylarında sulamak lazım. Lale, Ankara`da nisan ayı başlarında açar. Eksi dereceden etkilenmez, donmaz. sonbaharda diktiğiniz lale, yılbaşına doğru patlar, yaprakları çıkar, soğuktan da etkilenmez.“
Türkiye`de her türlü lalenin yetiştiğini belirten Yetgin, “Burada bizim diktiğimiz laleler, doğal olmayan, ıslah olmuş türlerdir. Lalenin dünya üzerinde 2 binin üzerinde çeşidi var, ancak kesme çiçek olarak veya parklara dikilen laleler 150 civarında. Diğer laleler ise hobi olarak, yarışmalar için yetiştirilen, ekonomik olmayan türler“ dedi.
MİTOLOJİK ÇİÇEK
Orta Asya`daki Tiyenşan Dağları`nın kuzey yamaçlarında yetiştiği, Türklerin, batıya göç ederken, yanlarına almayı unutmadıkları soğanlarla da kısa sürede birçok halkın gözdesi haline gelen lale, bir dizi efsane ve mitolojik öyküye konu oldu.
En ünlü mitolojik öyküye göre, bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine yıldırım düşmüş ve alev alan yaprak, o haliyle donup kalarak, laleye dönüşmüş. Lalenin göbeğindeki karalık, yıldırımdan kalan yanık iziymiş. Bir aşık, sevgilisine kırmızı lale sunarsa, bu, “Güzelliğinle kalbimi ateşe verdin, aşkınla kül olup yandım“ demekmiş.
Bir efsaneye göre de Şirin`e aşık olan Ferhat, sevdiği kızın ölüm haberini alınca dayanılmaz bir kederin içine düşer, baltayla kendini doğrar. Vücudundan toprağa düşen her damla kan, kızıl bir çiçeğe dönüşür. Bu nedenle kırmızı laleler, İran halkı için ölümsüz aşkın simgesidir.
Güllerimize Sahip Çıkılıyor
Gül şehri Isparta, adıyla özdeşleşen çiçeklerine sahip çıktı. Süleyman Demirel Üniversitesi, 400 türü seralarda koruma altına aldı.
Çelik” üretimine geçerek gülyağı ve meyve çayında kullanılabilecek yüksek verimli çeşidin tespitine başladı. Tüm türleringörülebileceği bir de botanik bahçesi oluşturdu. İlköğretim öğrencilerine ayrılan sınıflarda ders verilmesine imkan sağladı.
Türkiye, doğal güzellikleriyle dünyanın görülmeye değer ülkelerinin başında geliyor. Bitki ve hayvan çeşitliğiyle dikkat çeken Anadolu’da tam 400 gül türü yetişiyor. Birbirinden harikulade bu çiçeklerin nesli, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulaması Merkezi’nde yürütülen proje ile koruma altına alındı. Merkezde bütün çeşitlerin aynı anda görülebileceği bir de gül bahçesi oluşturuldu.
Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulaması Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Fakir, güllerin seralarda üretilerek nesillerinin koruma altına alınacağını söyledi. Tüm çeşitlerin gerek doğal gerekse ticari amaçlı peyzaj disiplini içerisinde bahçede yetiştirilip sergileneceğini anlatan Fakir, “Mesela vatandaşlarımız Trabzon’a, Van’a bir gülü görmek için gitmeyecekler. Gelip burada görebilecekler. Bir sonraki aşaması ise üretim. Bizden çeliklerini alıp üretebilecekler. Ayrıca yaban güllerinin meyve analizi yapılıyor. Bunların meyveleri kurutularak çay olarak içilebiliyor. Bunlar incelenerek daha da geliştirilecek.” bilgisini verdi. 
‘Türkiye güllerin genetik çeşitliliğinin tespiti ve ekonomiye kazandırılması’ projesi 2 yıl önce başladı. TÜBİTAK tarafından 391 bin TL kaynak sağlanan çalışma, 8 bilim adamı tarafından yürütülüyor. Proje sayesinde nesli tükenme tehlikesine giren gül türleri koruma altına alınarak, genetik çeşitliliği artırılacak. Ekonomik ve sağlık açısından değerli olabilecek araştırma-geliştirme çalışmalarının yanında eğitim ve kültür merkezli ‘eko-turizme’ de katkı sağlanacak. Bu kapsamda Türkiye genelinde toplanan 400 gül türü ile birlikte İran, Suriye, Kıbrıs gibi ülkelerden getirilen 75 çeşit, SDÜ Botanik Bahçesi’ne dikildi. Bahçede güllerin çiçek ve meyveleri bilimsel olarak inceleniyor. Gülyağı ve meyve çayında kullanılabilecek en yüksek verimli çeşidin tespit edilmesi için araştırma yapılıyor. Bu çalışmayla kentsel ortamda belediyelerin estetik ve işlevsel amaçlı kullanabilecekleri gül tür sayısı artırılacak. Botanik bahçede oluşturulan sınıfta ilköğretim öğrencilerine ders verilebilecek. Ayrıca orman ve ziraat fakültesi öğrencileri de merkezde çalışma yürütebilecek. Gülyağı üretiminde dünyada söz sahibi olan Isparta’da 1 yıl içinde tamamlanacak proje, şehrin tanıtımına da önemli katkılar sağlayacak.
Dracunculus vulgaris
DRACUNCULUS VULGARIS
Dracunculus vulgaris bitkisinin bordo renkli çiçeğinin tam ortasından geçen siyah renkli bir eklentisi
vardır. Çok cazip görünmesine rağmen çürümüş et gibi kokması nedeniyle asla hediye olarak verilemez.
Yeryüzünde var olan binlerce tür bitkideki karmaşık sistemlerin yaratıcısı göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi olan Yüce Allah’tır.
Hydnora Afrıcana
HYDNORA AFRICANA
İlginç görünümlü bitkiler arasında baş köşeyi alabilecek olan Hydnora Africana Güney Afrika’da
bulunur. Bu parazitimsi bitki renkli ve şaşaalı görünümünün aksine, çok kötü kokar. Çürümüş et kokusu yayan bu bitki, leş böcekleri kendine çekmekte hiç sorun yaşamaz.
Arı Taklidi Yapan Orkide
ARI TAKLİDİ YAPAN ORKİDE
Bu orkidenin çoğalabilmesi için böcekleri kendine çekmesi gerekir, ama bunu sağlayabilecek balözüne sahip değildir. Ancak orkidenin alt dudağı, kanatları açık duran bir dişi yaban arısına benzemektedir. Orkidenin çıkardığı bir kokudan etkilenen erkek yaban arısı ona yönelir. Dişisini gördüğünü zanneden arı, çiftleşmek üzere çiçeğe konduğunda çiçek tozlarını taşıyan kese arının kafasına ve antenlerine yapışır. Aynı işlemi bir başka orkidede tekrarlayan yaban arısı, kafasına ve antenlerine yapışmış olan çiçek tozu kesesini diğer çiçeğe getirir ve tam üreme organının bulunduğu yere bırakır.
Allah üstün gücü ve sonsuz aklıyla her yerde yaratılış delillerini bizlere göstermekte, bunları görerek öğüt almamızı ve düşünmemizi istemektedir. Kuran’da da belirtildiği gibi, ancak aklını kullanabilen kişiler öğüt alıp düşünür ve Rabbimize bir yol bulabilirler:
“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.” (Nahl Suresi, 10-11)



