Nedir
İlginç Bilgiler
ilginç bilgiler
Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir? Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.
Kuşlar nasıl konuşabiliyor? Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinn dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla içiçe yaşarken diğer kuşların seslerini taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.
Ateş böceği nasıl ışık saçıyor? Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı “Soğuk Işık”tır. Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerekmektedir
Kediler balık ve sütü niçin severler? Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi
yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır’da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedilerifare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileriile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır’da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.
Horozlar niçin sabahları erkenden öterler? Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır
Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor? Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.
Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir? Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı’nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur? Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.
Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor? Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.
Matematikte niçin (-2) ile (-2) nin çarpımı (+4) tür? Haftanın beş günü işe otobüs ile gidip geldiğinizi varsayalım. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapılıyor. On milyon tutarında on tane bilet aldınız. Hergün gidiş geliş kullandıkça iki tanesi eksiliyor. Bunun eşitlikteki yeri (-2) dir. Siz bu işi beş gün süresince yani 5 kez yaparsanız (-2)x(+5)= 10 olur. Diyelim ki bayram tatilinin iki günü o haftanın Perşembe ve Cuma günlerine geldi ve tatil. Bu kez yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. İki günlük 4 bileti kullanmıyorsunuz. Bu hareket, yapmanız gerekene göre negatif yani ters yönde bir harekettir. Hergün bilet almak yerine iki gün süresince hiç bilet kullanmıyorsunuz.İki kere negatif hareketi “-2″ bilet üzerinde yapınca o hafta elinizde (-2)x(-2) =(+4) bilet kalıyor.
Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter? Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.
Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor? Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.
Kabirde ilk gece nasılmış?
çok zengin bir adam ölür ve çocuklari babalarina kabirde ne sorulacagini merak ederler. içlerinden bi tanesi bir fikirde bulunur.
- Bir adam kiralayalim babamla beraber kabre koyalim ve ertesi sabah adami çikartip gece olup bitenleri bize anlatmasini isteyelim der.
Diger kardeslerde bu fikre sicak bakarlar ve baslarlar kabre girecek gönüllü aramaya. Tabi kimse istemez korkudan. En son çare fakir mi fakir, üzerinde yirtik bir gömlek, pis ve yamali bir pantalon ve alti delik desik olmus ayakkabisindan baska dünya’da hiç bir seyi olmayan bir gariban bulurlar. Adama servet sayilabilecek bir miktarda para teklif ederler ilk gece babalari ile kabre girmesi için. Adam parayi duyunca kabul eder ve girer kabre. Neyse gecenin bir yarisi Münker ile Nekir ölüyü sorgulamak için kabre inerler. Münker;
- Nekir baksana kabirde iki kisiler. der. Nekir;
- Evet ama birisi ölü öteki canli istersen önce canliyi sorguya çekelim. ölü nasil olsa burada bir yere gidemez der. Münker bunu kabul eder ve girerler mezara. Bizim gariban melekleri görünce korkar ama belli etmemeye çalisir. Nasilsa beni degil ölüyü sorguya çekecekler diye düsünürken Münker adamin yakasindan tutup
- RABBIN KIM ? der
neye ugradigini sasiran zavalli korkudan kem küm etmeye baslar ve bir cevap veremez. Nekir adama öyle bir tokat vurur ki adam yerin yedi kat dibinde bulur kendini. Melekler adami tekrar mezara getirirler ve sorarlar;
- üzerindeki gömlegi nerde nasil kazandin? Adam korkudan zangir zangir titrer ve bunada bi cevap veremez. Tabi yine tokat yine yerin tedi kat dibi. Pantalonu, ayakkabisi, ömrünü nerede ve nasil geçirdigi sorulari ile bizimki sabaha kadar sorgulanir durur. Sabah ölünün çocuklari gelip mezari açarlar ki zavalli adam her tarafi mos mor, korkudan bembeyaz olmus bi sekilde çikar mezardan. çocuklar sorar;
- Eeee melekler ne sordular babama ?
- Ben, der adam su yirtik gömlekle su yirtik pantalonun hesabini veremedim. Babanizin halini varin siz düsünün.
çocuklar adama parasini vermek isterler ama adam arkasina bile bakmadan oradan kaçmaktadir…
Yılan Hikayesi
Padişahla karısının bir türlü çocuğu olmuyormuş, ne yapmışlarsa bir türlü bir çocuk sahibi olamamışlar. Bir gün yaşlı, uzun sakalları olan beyaz bir adam saraya konuk gelmiş, padişah adamı çok sevip akşam yemeğine alıkoymuş. Yemekten sonra sakallı ihtiyar
“Galiba sizin meyveniz yok” demiş.
Padişah hemen atılmış,
“Her meyveden var, ne istersiniz?” demiş.
“Yok,” demiş ihtiyar, “onu söylemiyorum, galiba sizin çocuğunuz yok, onu söylemek istiyorum.”
Padişahla karısının gözleri dolmuş,
“Çok istedik, ama olmadı” demişler.
“Peki” demiş ihtiyar, “ben size bir yol göstereceğim, dediklerimi yaparsanız çocuğunuz olur. Ülkenin en ucundaki dağın tepesinde bir pınar var. Baharın yaza bağlandığı gece, tam sabah olurken, mehtap batmadan, güneş de çıkarken çırılçıplak o pınara girip yıkandıktan sonra, `hayırlısı neyse olsun` deyip birbirinize kavuşacaksınız.”
Yaşlı adam bunları söyledikten sonra odasına çekilmiş, ertesi sabah da kimseye görünmeden saraydan ayrılıp gitmiş. Padişahla karısı, büyük bir kalabalıkla yola çıkmışlar. Dağın başındaki pınara girip yıkanmışlar, sonra da çadırlarına çekilip yataklarına girmişler. Padişahın karısı,
“Allahım bize bir evlat ver de nasıl verirsen ver” demiş.
O gece padişahın karısı hamile kalmış. Aradan dokuz ay geçmiş. Doğum vakti gelmiş. Saraya ülkenin en ünlü ebelerini çağırmışlar. Ama sultan bir türlü doğuramıyormuş, ne yaparlarsa yapsınlar sultan bir türlü doğuramıyormuş. Kentte babasıyla ve üveyannesiyle yaşayan çok güzel ve çok fakir bir genç kız varmış. Padişah, öfkesinden karısını doğurtamayan bütün ebelerin başını vurdurtmuş. Bunu duyan kötü kalpli üveyanne, saraya gidip
“Benim bir üvey kızım var. Sultanı doğurtsa doğurtsa o doğurtur” demiş.
Bunun üzerine saraydan adam gönderip kızı çağırtmışlar. Kız başına ne geleceğini anlamış, doğru annesinin mezarına gitmiş, annesinden akıl sormuş:
“Anneciğim ben ne yapacağım, hiç bir ebenin doğurtamadığı sultanı doğurtmak için beni çağırdılar. Benim de kellemi kesecekler.”
Tam o sırada ak sakallı bir ihtiyar peydah olmuş mezarın yanında,
“Ağlama kızım” demiş, “ben sana ne yapacağını anlatacağım, dediklerimi yaparsan, kelleni kurtarırsın.” Sonra kıza ne yapacağını anlatmaya başlamış. “Sultan benim dediklerimi tutmadı, hayırlısını isteyeceğine, ne olursa olsun dedi, bu yüzden de evlat yerine karnında bir yılan taşıyor şimdi, sen saraya gidince, hemen bir kazan süt isteyeceksin, sütü sultanın bacakları arasına yerleştireceksin, sütün kokusunu alan yılan da dışarı çıkacak.”
Meyve Ve Sebzelerlerden Yapılmış Süslemeler
Merak Edilen İlginç Bilgiler
Mezara niçin çiçek konulur? İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme, kötaü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.
İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar? Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.
Satrançta şah niçin o kadar pasiftir? Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe’nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.
Bir hafta niçin 7 gündür? Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.
Niçin otellerin kapıları döner kapıdır? Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.
Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar? Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.
Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker? Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.
Çinlilerin gözleri niçin çekiktir? Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.
İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur? Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.
Akıl ile zeka arasında fark nedir? Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.
Dolunay insan davranışlarını etkiler mi? İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır
Niçin gözyaşı dökeriz? Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlearle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin’dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.
Üç yaşından daha önce olanları niçin hatırlamıyoruz? Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anıveya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller.Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri,anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar.Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor.
Develerin hörgüçlerinde ne var? Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.
Nergis Çiçeğinin Hikayesi (Narkisos)
NARKİSOS nergis çiçeğinin hikayesi
Narkisos, Kusursuz Fiziksel Güzelliğe Sahip Olan Bir Gençtir. Bu Nedenle Su Perileri Ona Büyük İlgi Duyarlar, Ama Hiç Biri Karşılık Alamaz. Narkisos’a Tutkun Olan Eko Adlı Bir Su Perisi Bir Gün Ona Yaklaşmayı Dener Ve Sert Bir Şekilde Reddedilir. Eko, Kederinden Ve Utancından Eriyip Yok Olur Ama Giderken Geride Narkisos’un Sözlerini Yankılayan Kendi Sesini Bırakır. Bunun Üzerine İntikam Alınmasını İsteyen Su Perilerinin Bu Talebine Uyan Tanrılar, Narkisos’un Da Karşılıksız Bir Aşk Yaşayarak Cezalandırılmasına Karar Verirler.
Bir Gün Dağdaki Berrak Bir Su Birikintisine Bakan Narkisos, Kendisinin Sudaki Yansımasını Görür Ve Suda Yaşayan Çok Güzel Bir Varlıkla Karşı Karşıya Olduğu Sanıyla Anında Aşık Olur. Ama Ne Bu Görüntüden Ayrılabilir, Ne De Sarılmak İstediğinde Koybolan Bu Yansımadan Bir Karşılık Alabilir. Sonunda Suya Düşüp Ölür. Su Perileri Narkisos’u Gömmek İçin Geldiklerinde, Onun Da Yokolup Gittiğini Ve Yerine Bir Çiçek Bırakmış Olduğunu Görürler. Sonradan “Nergis” Diye Anılacak Bir Çiçek.
Mısır Nasıl Patlatılır? Ve mısır ın Geçmişi
Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri
gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı. Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510′lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı. Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliği ve müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu. Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir. Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe artan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içersindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oranını en fazla yüzde l arttırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.
Patlamış mısır hastalık düşmanı
Patlamış mısırdaki ‘polyphenol’ antioksidan madde kalp hastalıkları ve kansere karşı vücudun direncini artırıyor
ABD’de yapılan araştırmada, patlamış mısırın içinde meyve ve sebzelerde bol miktarda bulunan “polyphenol” antioksidan maddesine rastlandı.
Bu madde kalp hastalıkları, kanser ve diğer hastalıklarla mücadeleye, vücudun direncini artırması açısından yardımcı olmasıyla biliniyor.
Araştırmayı yapan Pennsylvania’daki Scranton Üniversitesi’nden Dr. Vinson, patlamış mısırın içinde yüksek seviyelerde polyphenola rastlamalarına çok şaşırdıklarını, bunun nedeninin de büyük olasılıkla bu yiyeceğin işlem görmemiş olmasından kaynaklandığını ifade etti.
Mısır nasıl patlatılır
-büyük bir tencere alın.
2-tencereye dibini kaplayacak kadar mısır koyun.
3-tencereyi ocağa koyun önce biraz ısınsın mısırlar.
4-mısırlar ısınırken tencereyi de arada sallarsanız iyi olur.
5- sıvıyağ ekleyin.
6-İsteğe bağlı tuz ekleyin.
7-uzun süre tencereyi salladıktan sonra ocağın altını iyice açıp tencerenin kapağını örtün.
cam kapak olursa mısırları izlemeniz hazır olduklarında tencereden almanız kolaylaşacaktır.
Bu Tarife Göre şekerli patlamış mısırda deneyebilirsiniz ben denedim harika oluyor
tek farkı şekeri mısırlar patlamaya başladıktan sonra ilave edin
2 çorba kaşığı şeker yeterli olacaktır.
Şekerli mısırın görüntüsüde sağdaki resim gibi oluyor.
Konya havzası Çıralı Obruğu
İşte Konya Havzası..Bir zamanlar göl olan havza bugün çölleşmeye doğru gidiyor..Toros Dağları’ndan gelen sular yer altı nehirlerini besliyor.Su rahatlıkla geçebildiği akifer denilen boşluklarda ilerliyor..10-15 yıl önce bölge birinci akiferden besleniyordu.Bugün yer altı sularının aşırı kullanımı,kaçak kuyular ve kuraklık nedeniyle artık ikinci hatta üçüncü akiferler kullanılmaya başlandı.Bundan sonrası yok.Su çeken kuyuların boruları nerdeyse tabana ulaştı.Eskiden 8 metreden su çekilirken Dsi’nin son açtığı kuyular 300 metreyi buldu.
En kötü senaryo bile gerçeklemek üzere.Yer altı sularının 5-6 metre daha düşmesi halinde Tuz Gölü’nden Konya Ovası’na doğruda ters akım oluşacak.Bugüne kadar akiferler tarafından beslenen Tuz Gölü ,akiferlerin kuruması ile onların açtığı yoldan Konya Havzasının altına sızmaya başlayacak.Bu da Tuz Gölü çevresindeki verimli arazilerin yok olması demek.
Yrd.Doç.Dr.Gülay Göçmez
S.Ü Jeoloji Böl.Öğr Üyesi “Şimdi yer altı su seviyesi bundan yıllar önce tuz gölüne doğruydu,şuanda da güneyden kuzeye doğru ,yani tuz gölüne akıyor.Yeraltı su seviyesinin düşmesi sonucunda tuz gölünden ovaya doğru tuzlusu akımı başlayacak, yani bir giriş olacak.Bu da Tuz Gölü ve çevresindeki tarımsal alanların çoraklaşmasına demek.Şuanda Konya’da içmem suyu 300 metreden alınıyor,tuz gölünün derinliği 10 metre,yani tuz gölü su aldığımız yer altı suyuna göre daha üstte..Bu durum gerçekleşiyor ama tarımsal alanda..Aşırı çekim ,bilinçsiz sulama, çölleşmeye doğru götürüyor götürüyor.”
Tuz Gölü’ü ovaya akacak
Konya ili 1095 metrede,Tuz Gölü ise 900 metrede yer alıyor.300 metreden su çekilmesi tuz gölünün seviyesinin altına inildiğinin bir göstergesi..Bilim adamların konuşuyor ama köylü bildiğini okuyor.Atadan gördüğü tarım yöntemlerini uyguluyor.Türkiye’nin belli bir tarım politikası olmadığı için isteyen istediği yere istediği bitkiyi ekiyor.Hala bölgede buğdaya göre 6 kat daha fazla su isteyen şekerkamışı gibi bitkiler ekiliyor,vahşi sulama yöntemleri kullanılıyor,kaçak kuyular açılıyor..İşin ilginç yanı köylü olanların farkında.
Çıralı Obruğu
Yer altı sularının azaldığını gösteren önemli örneklerden biri obruklar.Konya Havzasında 100 yakın obruk var. Volkanik gazlar ve yer altı sularının kireç taşını eritmesi sonucu toprak altında büyük Mağaralar oluşuyor.Bu mağaralar zamanla çökerek obrukları meydana getiriyor.. Yer altı sularının çekilmesi nedeniyle sayıları hızla artıyor.Bu obrukların bir kısmının içi su dolu.Obrukların içindeki su ,aynı zamanda yer altı su seviyesini de gösteriyor.Yeraltı sularının çekilmesi nedeniyle Türkiye’nin en büyük ovası delik deşik hale geldi..Karapınar’da bulunan Çıralı Obruğu ,obrukların en büyüğü.
Manzaraya yakından bakmak için, kaygan bir patikadan obruğun içine doğru iniyoruz.Her an yukarıdan bir şey yuvarlanabilir kaygısıyla obruk duvarlarına yakın yürüyoruz.
Obruğun içindeki mağaralar aslında çökme öncesi oluşan gözenekler.Bu gözeneklerin çoğalması sonucu üst katman aşağıya doğru çökmüş.Obruğun tabanı hala su dolu.Obruk gölünün derinliği 120 metre iken bugün 30 metreye kadar gerilemiş.Bir zamanlar balık bile bulunan gölde sadece güvercinler kanat çırpıyor.
Çıralı Obruğunun üstünde yer alan ,obruk çukuruna 100 metre uzaklıktaki çıralı köyü’ne gidiyoruz..Köy eski bir çökme alanı içinde yer alıyor.Yani iç içe 2 çökme olmuş.Çok temiz güzel bir köy.Köyde sesiz sakin bir yaşam var.Ancak bu sessizlik her an bozulabilir.Köyün yakınından geçen fay hattı çökme riskini arttırıyor.Karapınar’a yakın Çoban Obruğu bir gecede ansızın oluşmuş.İçine bir çoban düştüğü için adı Çoban Obruğu olarak anılıyor.Çoban sağ kurtulmuş.Ama obruğu görünce, onun oradan nasıl sağ çıktığını akılımız almadı.
Manzara çok ürkütücü.Yer altı suları çekildikçe bu obrukların sayısı da giderek artacak…Bir çobanla karşılaşıyoruz.Aslında bölge halkı tehlikenin farkında.Bize kalırsa farkında olmayan ,geniş toprak sahipleri.













