Bolero Modelleri - Kadın - Moda - Güzellik - Sağlık AVRAT.net’te

Bolero Modelleri



Ege nin En Güzel 10 Kasabası

Posted by kazandibi 30 Ağustos, 2010 (0) Comment

Ege’nin en güzel 10 kasabası

Ege Denizi gibi dünya denizcilik tarihinin başlangıç noktası olan bir suyun kıyısında bulunan bölgemiz, insanlığın da en eski yerleşim alanlarından biri. Tarihte çok sayıda uygarlığın vatanı oldu, barbarların istilasına uğradı. Kasabalar defalarca yıkılıp yeniden kuruldu.
Her seferinde farklı bir biçim ve zenginlikle ortaya çıktılar. Milas ya da Foça’daki bir caminin veya binanın malzemesine baktığınızda onun alt katmanlarında binlerce yılın izini bulabilirsiniz. Jürimiz, kültür ve tabiat mirası açısından olağanüstü güzelliklere sahip ve kendini korumayı başarabilmiş 10 kasabayı seçti. Artık size de buraları gezmek kalıyor…

 

1. TİRE
Salı pazarı ile ünlü
Tire: Anıt Çınarların Gölgesinde Kabak Kemaneler Çalınır Keçeler Dövülür
Tire, İzmir’e yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta bir ilçe. Tarihi bir yerleşim. Hitit, Frig, Roma, Aydınoğulları ve Osmanlıların tabaka tabaka oluşturduğu bir mirasın üstünde oturmuş, pek çok uygarlığı yaşamış, bin yılların ötesinden geliyor.
 Kente tarih içinde “Ulemalar yatağı”, “Eski taht şehri”, “Rum’un meşhur kenti” gibi tanımlamalarda bulunulmuş; Evliya Çelebi ise onun için “Şehr-i muazzam” sözünü kullanmış. 
Tire yeşilin yurdudur. Günümüz insanının “Yeşil Tire” damgasını vurması boşuna değildir. Güme Dağları’nın kuzey eteklerinde, türlü zenginlikleri bağrında barındırarak sere serpe uzanır. Kestane, ceviz, kiraz gibi nice bereket ağacı o yamaçları süsler. Aşağılara inildikçe zeytinlikler ve incir bahçeleri çoğalır. Aşağıdaki Küçük Menderes Ovası, yeşil gözler güzelliğinde size bakmaktadır. 
İzmir’den Tire’ye ulaşmak için karayolunu kullanmak en doğrusudur. Garajdan bir Tire otobüsüne atladığınızda yaklaşık 1,5-2 saatte Tire’de bulursunuz bendinizi. Kendi aracınızla gidecekseniz, İzmir-Aydın karayolundan Ödemiş sapağından saparak ya da İzmir-Aydın otobanı Tire-Selçuk kavşağından sapıp Belevi’den Tire’ye yönelmeniz gerekir.
Belevi-Tire yolu daha cazip, güzellikleri önünüze sermekte cömert bir rotadır. Yol boyunca karşınıza çıkıveren ve birçoğu anıtsal değer oldukları için koruma altında bulunan çınarlar bile bu yolu seçmek için yeterlidir.
Yeşilin yurduna giden yol,
yeşil güzellikler içinden geçer ki,
tarihe adım adım yaklaştığınızı da o çınarlar duyurur size.
DAĞIN, OVANIN BEREKETİ TİRE PAZARI’NDA KÖPÜRÜR

Küçük Menderes Havzası’nda günler öyle pazar, pazartesi, salı diye adlandırılmaz. Özellikle Ödemişliler günleri pazarlara göre adlandırır, ona göre anıp buluşma günleri saptarken kullanır. Girey, Pazar günüdür. Gocabazar, Ödemiş pazarının; Bellembolu Beydağ’ın, Keles ise Kiraz’ın pazarının olduğu günün adıdır. Tire pazarı salıları kurulur. Yörede “salı” yerine “Tire bazarı” sözü kullanılır.
Tire pazarı alabildiğine geniş, zengin çeşitliliği ve ürün bolluğu ile çevredeki en önemli pazarların başında gelir. Tire’nin köyleri dahil bütün halkının çok rağbet ettiği bu pazara, Kuşadası’ndan, Selçuk’tan turistler de gelmektedir.
Bu pazarda sebze meyveden giysiye, keçeden semere, urgandan yorgana, tencere tavadan bisiklete, motosiklete kadar her şey satılır. Dağın ve ovanın bereketi tezgâhları adeta köpürtür. Yeşil başta olmak üzere akla ziyan bin bir rengin cümbüşü kaplar ortalığı. Sanki burası pazar değil, bir şenlik

yeridir.

 tire köftesi: 

Tire Kebabı olarakta bilinir. Minik şişlere dizilmiş halde yapılan köfte genellikle yanında maydanoz ve domates ile üzerinde bol tereyağı gezdirilerek servis edilir. Sadece kıyma ve tuz kullanılarak yapıldığı söyleniyor.

Servis yapılırken yanında ayrı tabaklarda turşu, yoğurt ve soğanda getiriliyor.

2. CUNDA
Sivil taş mimari örnekleri

Adadaki yerleşimin geçmişi bundan 3500 yıl öncesine kadar uzanıyor. Meydan Larousse’ta Cunda’nın İtalyanca’da bir denizcilik terimi olarak “yelken açmak” ya da “işaret sancaklarını çekmek için konulmuş yatay çubukların her iki ucu” anlamına geldiğini yazıyor. Geleneksel sivil taş mimarinin en seçkin örneklerinin bulunduğu Cunda’daki yapıların bir kısmı butik otel ve pansiyona dönüştürülmüş. Paparina adlı balığı meşhur.

3. KARABURUN
Dar sokakların güzelliği

İzmir’e 100 kilometre uzaklıkta, Çeşme yakınlarında. Açık denize baktığı için suyun devri daimi sayesinde sürekli temiz bir denize sahip. Tüplü ve tüpsüz dalış için çok elverişli. İlçeye giden yollar virajlı olduğundan ulaşımı zor. Bu zorluk sayesinde Karaburun, aynı yarımadada bulunan Çeşme ve Dalyan gibi rant alanına dönüşmemiş ve yağmalanmamış. Mimari yapısını ve denize doğru kıvrılan dar sokaklarının güzelliğini bu sayede korumuş

4. BİRGİ
Aydınoğulları’nın başkenti

Ödemiş’e 7 kilometre mesafede, 5 bin nüfuslu bir belde. Aydınoğulları Beyliği’ne başkentlik yapmış. 14. ve 15. yüzyıllarda yöredeki en büyük şehirlerden biri olarak gelişmiş. İmamı Birgivi Türbesi, Çakırağa Konağı, kale ve hamam yıkıntısı gibi eserler var. Beldede yer alan Aydınoğlu Mehmet Bey Camii, Ege bölgesinin en eski camilerinden. Minberi, hutbe kapısı ve pencere kanatları birer şaheser. Çekül Vakfı’nın öncülüğünde yapılan onarımlar sonucu insanlığa yeniden kazandırıldı.

5. ULA
Konaklarına dikkat

Yüksel Aksu’nun yönettiği Dondurmam Gaymak filmiyle ünlü olan ilçe, Muğla’ya 15 kilometre mesafede. 5 bin civarında nüfusa sahip. Osmanlı döneminde bölgenin en önemli ayakabı üretim merkezi olarak dikkat çekmiş. Manifaktür sanayinin yarattığı zenginlik sayesinde gelişmiş olan Ula, büyük konakları ile ünlü. Türkiye’de kişi başına en çok bisiklet düşen ilçe olarak da nam salan Ula’nın çevresinde gezilecek çok yer var. Akyaka Köyü, Ula Kanyonu, Yedi Delik Mağarası, Sedir Adası gibi yerleri görmeden dönmeyin.

6. DATÇA
Oksijen bakımından zengin

Strabon, “Tanrı yarattığı kulun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır” demiş. Çünkü bu bölge oksijen bakımından dünyanın ikinci, Türkiye’nin en zengin bölgesi. Yarımadadaki en eski yerleşim alanının geçmişi MÖ 2000 yıllarına kadar uzanıyor. Marmaris’ten 70 kilometre mesafede olan ilçe ve çevresi, yolun engebeli olması sayesinde pek fazla bozulmadan kalmayı becerebilmiş. Eski Datça adı verilen tarihi bölgede, tipik Datça evlerini görmek mümkün. Ayrıca birbirinden güzel 52 koyu var.

7. FOÇA
Sembolü fok balığı

İzmir’in 70 km. kuzeybatısında. İonlar’ın Ege sahillerinde kurdukları 12 İon kenti arasında en önemli merkezlerden biri. Eski adı Fokai, “Fokların Ülkesi” anlamına geliyor. İlçe yakınlarında bulunan Siren Kayalıkları ve çevresi Akdeniz foklarının en önemli yaşam alanlarından. Bu yüzden Foça’nın sembolü fok balığı. Siren Kayalıkları, Şeytan Hamamı, Taş Ev, Beş Kapılar Kalesi, Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii, Foça’nın tarihi zenginlikleri.

8. ASSOS
Antik liman kenti

Tarihi ve doğal güzellikleri iç içe yaşayan Assos’un, MÖ 10. yüzyılda, Midilli adasından göç eden Metymna halkı tarafından kurulduğu kabul ediliyor. Günümüzde Behramkale veya Behramköy ismi ile tanınan Assos, Çanakkale’ye 100 kilometre mesafede. Edremit Körfesi ile Midilli’nin karşısında, bir volkanın eteğinde, andezit kayalıkları üzerinde kurulmuş. Antik çağların önemli yerleşim merkezlerinden. Aynı zamanda bir liman kenti. Assos, liman ve köy olarak ikiye ayrılıyor.

9. MİLAS
İçinde 27 SİT alanı var

Muğla’ya bağlı Milas, düzenli kent merkezi, antik kalıntıları, tarihi değeri bulunan eserleri ve evleri, canlı çarşısı, dünyaca ünlü Milas halıları ile turistik açıdan pek çok özelliğe sahip. İlçe sınırları içinde 27 antik sit alanı var. MÖ 5. yüzyılda kurulan kent, Karyalılar’dan sonra Pers egemenliği altına girmiş, 13. yüzyılda ise Menteşe Beyliği’nin başkenti olmuş. Osmanlı da bu kente çok önem vermiş.

10 URLA
Dünyanın en eski limanı

İzmir’e 35 km uzaklıkta. Yaklaşık 8 bin yıldır yerleşim alanı. 50 bin nüfusa sahip. Urla’da yapılan arkeolojik araştırmalarda İskele Mahallesi’ndeki Limantepe Höyüğü’nün MÖ 6000 yıla tarihlenen bir merkez olduğu ortaya çıkarıldı. Buluntuların en önemlilerinden birisi liman. Tarihte bilinen en eski liman olarak kabul ediliyor. Antik Klazomenai kenti liman bölgesinde yer alıyor. Antikçağ’da özellikle zeytinyağı üretimiyle önemli bir ticaret merkezi olmuş.

Categories : Gezilecek Yerler, Kategorilenmemiş Tags : , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bodrum da Gezilecek Yerler

Posted by kazandibi 24 Temmuz, 2010 (0) Comment

 BODRUM YARIMADASI

BARDAKÇI
Bodrumla Gümbet arasında yer alan Bardakçı Koyu, Bodrum’un hemen yanı başında yer alır. Birkaç otelin yer aldığı bu koy adını testi anlamında kullanılan bardaktan alır. Antik çağlardan itibaren çeşmesi ve suyu nedeniyle anılan bu koydan Bodrumlular çok güzel bir içme suyu sağlamakta idiler. Kayıklarla su alınır ve Bodrumda satılırdı. Bu koy ile ilgili bir söylence bize Hermafrodit efsanesinin anlatır. Ticaret tanrısı Hermes ve güzellik tanrıçası Afrodit’in oğlu Hermeafrodit bu koya gelir. Bu koyda yaşayan su perisi Salmakis onu görünce aşık olur. Aşkına karşılık göremeyen Salmakis de tanrılara yakararak Hermeafrodit’in bedeni ile kendi bedeninin birleşmesini sağlar.  Böylece mitolojide hem erkek hem de kadın bedeninin özelliklerini taşıyan Hermeafrodit ortaya çıkar. 

Zeki Müren’in sıkça yüzmeye gittiği bu koy “Zeki Müren koyu” olarak da bilinir. Bardakçı koyuna ulaşım gerek kara yolundan gerekse Bodrum yat limanında bulunan Kaymakamlığın hemen karşısından kalan dolmuş motorlar ile ulaşılır.

AKVARYUM

Gümbet ve Bitez arasında kalan bölgede, güneye doğru uzanan bir yarımada ve İç Ada (Görecik adası) arasında kalan ve Bodrumluların  Akvaryum diye isimlendirdikleri yer,  Bodrumda yapılan tekne gezilerinin vazgeçilmez duraklarından birisidir. Burada pırıl pırıl bir boğaz ve enfes bir koy vardır. Gündüz,  günübirlik tur yapan teknelerin ziyaret ettiği akvaryumda gece ise mavi tur tekneleri geceleme yapar. Bitez’den açılan yeni bir yol ile Akvaryum’a kara yoluyla da ulaşmak mümkün.

TUZLA KUŞ CENNET

 Bargilya’nın  hemen yani başındadır. Bu sulak alanın gözdesi flamingolardır.

GÜMBET
Bodrum’dan sadece 2 km uzaklıkta olan Gümbet dolmuşlarla 5 dakikalık bir mesafede. 24 saat ulaşım devam ediyor. Bodrum’a yakınlığı ve eğlence yerlerinin çokluğu nedeni ile çok popülerdir. Yaz aylarında oldukça kalabalık olan Gümbet’te kamp yerinden en lüks otellere kadar her türlü konaklama imkanı bulmak mümkün. Adını, bölgede çok görülen su sarnıçlarından alan Gümbet, Bodrum’un ve Mavi yolculuğun tanıtılmasında büyük payı olan Cevat Şakir’in mezarına da ev sahipliği yapar. Bol rüzgar alan Gümbet, sörf için idealdir. Bunun yanı sıra parasailing ve su kayağı için uygun koşullara sahip. Sahilde birçok su sporları tesisleri olan Gümbet sahilinde her türlü su sporunu yapmak mümkün.  Tepelerde yer alan yel değirmenleri güçlü rüzgarın sessiz tanıklarıdır.

BİTEZ
Adı ünlü “Çökertme” türküsünde geçen ve Yunanca bağlık, bahçelik anlamında olan Bitez, Bodrum’a 8-10 km uzaklıktadır. Bitez Yalısı, Bağla ve Ada Burnu arasında Gümbet’ten sonra ikinci ana koyda yer alır Bitez kasabası, deniz kıyısından yarımadanın en yüksek tepesi olan Oyuklu’ya doğru yeşilin bütün tonlarını görebileceğiniz bir şekilde uzanır. Yalıdan başlayarak çok geniş bir alana yayılan mandalina, zeytin ağaçları Bitez’i Bodrumun en yeşil ve  güzel köşelerinden biri yapar. Bitez’de geçimini topraktan sağlayan ve denizle barışık insanlar yaşar. Kışın oturanların sayısının oldukça azaldığı Bitez’de evler, bahçeler içinde yer alır. Bodruma çok yakın olan Bitez’de hem doğayla iç içe sakin bir hayat yaşamak,  hem de Bodrumun hareketli hayatına yakın  olma imkanınız var.
İlkbahardan itibaren sahil şeridinde bir çok otel ve restoran tatilcileri ağırlar.  Önceleri, Bodrumluların yazlık evlerinin bulunduğu Bitez günümüzde oldukça   değişmiştir. Sahilde yer alan asırlık  ağaçlar gölgelerini dünyanın yedi köşesinden gelen turistlere sunarlar. Bitezde pansiyon evlerden, apart otellere ve çok yıldızlı otellere kadar her keseye uygun konaklama tesisi bulunur. Bitez yalısı birbirleri ile yarış eden zevkli bir şekilde dekore edilmiş birçok iyi restoranı barındırır.

Yalı, yani sahil şeridi yarımay şeklinde uzun bir kumsaldır ve halka açıktır. Koyun doğu yani Adaburun tarafı sığ ve hafifi bataklık olduğu için denize girmeye çok elverişli degil. Batıya doğru plaj düzelir. Biten sahili uzmanlara göre rüzgar sörfü için dünyadaki en uygun köşelerden biri. Sabah rüzgar, öğleden sonra meltem, sörfe ve yelkene çok uygun bir ortam sağlar. Bu özellik, dünyanın değişik yerlerinden gelen  sörfçüleri Bitez’e çeker.

ORTAKENT
 

Bodrum yarımadasının en eski yerleşme yerlerinden biri olan Müskebi, Bodrum-Turgutreis yolunun ortasında kalması nedeniyle Ortakent adını almıştır.  Bodruma 12 kilometre uzaklıkta yer alır. Ortakent, kuzeyden Mandıra, Pazar ve Baldıran Dağları ile çevrilidir. Uludere Deresi ise, Ortakent ve Yahşiyi birbirinden ayırır. Yüzölçümü 22.000 kilometrekare olan Ortakent, 1999 yılında belediye oldu.

Ankara Üniversitesi DTCF Profesörlerinden Dr. Yusuf Boysal tarafından 1963-1966 yıllarında kazılan ve İÖ 14. yüzyıla tarihlenen Geç Miken çağı Mezarları ve bu mezarlarda ele geçen eşsiz Miken Çanak Çömleği, Ortakent’in çok eskilere inen tarihinin kanıtlarıdır. Ne yazık ki günümüzde bu çok zengin Miken koleksiyonu Bodrum müzesinde müzede sergilenmemekte.

Ortakent tepelerdeki yel değirmenleri ve Bodrum yöresel mimarisinin en eski ve en güzel kule tipi evlerinin barındırması açısından gerçekten çok önemli bir yerleşme birimidir. Yerel halkın kendilerinin korumak amacı ile sahilden uzakta inşa ettiği bu evler, koruma amaçlı üç katlı ve kule seklinde inşa edilmişlerdir. Bu evlere giriş birinci kattan değil ikinci kattan yapılarak bir savunma sistemi sağlanmıştır.

YAHŞI YALI
Dağlarla uzun kumlu bir sahil şeridi arasında kalan bu yemyeşil alan, mandalina  bahçeleri ile doludur. Ortakent-Yahşi-Kargı sahili Bodrum yarımadasının en güzel ve en uzun sahil şerididir. Ortakent’in ekonomisi hala narenciye, zeytin, incir ve hayvancılığa dayalı olmasına rağmen gittikçe önem kazanan turizm daha çok yalı kesiminde yoğunluk kazanır. Burada yer alan iki katlı Rum evleri koruma altındadır. Denizi biraz soğuk olan Ortakentin denizi ve sahili çok temiz. Hem Muskebi, hem de Kargıcık koyu Mavi Bayrak ödüllü. Son yıllarda Ortakent Yahşi Belediyesinin yaptığı sahil şeridinde yaptığı güzelleştirme çabaları ile yalısı çok cazip bir hale geldi. Ortakent yalısının hemen açığında yer alan Çelebi Adası kıyıları rüzgar sörfü için ideal noktalardan biridir.  Adanın kuzeyinde ise küçük bir plaj bulunur.  

Her yıl Ortakent Yahşi’de civar illerden gelen develerin de katıldığı  geleneksel Deve Güreşi Festivali var. Ortakente ayrıca bir de deveciler restoranı var.

Ulu derenin batısındaki Yahşi ise güzel anlamında. Bütün su sporlarının yapıldığı bu sahilde birçok otel ve restoran bulunur.

Ortakent Çakmaklı  mevkiindeki yapının eskiden kilise ve piskoposluk merkezi olduğu sanılır.

KARGI KOYU
Essiz sahili ve kumu ile Bodrumdaki en güzel koylardan biridir. Mavi tur ve günlük teknelerin ugrak yeridir. Yazın sahilde bulunan develer nedeni ile deve plajı olarak da bilinir.

 BAGLA

Bodruma 14 km uzaklıkta olan Bağla koyu, yarımadanın en bilinen ve  sevilen koylarından biridir. Bir dinozor kafası gibi uzanan Bağla Burnu, 15. yüzyılda Piri Reis haritasında gösterilir. Tatlı su kaynağı, güzel koyu, selvi agaçları ile Bodrumluların teknelerle geldigi çok sevilen mesire yerlerinden biri olan Bağla koyu, son yıllarda yapılan yakınında inşa tatil siteleri ve ve koyda inşa edilen büyük otel nedeniyle tamamen değişmiştir.

ASPAT
Bağla koyunun biraz ilerisinde yer alan Aspat Koyu ve üzerinde bir Venedik Kalesi bulunan Aspat tepesi gerçekten  görülmeye değer. Şarkılara konu olmuş bu ünlü kale, Bodrum yarımadasında çok uzaklardan görülür. Yörenin ünlü folk şarkısı “Halilim” de adı geçen Aspat Yalısı ismi kurak, sulanmaz anlamına gelen Aspartos’tan gelir. Ünlü seyyah Evliya Çelebinin Seyahatname’sinde adı geçen Aspat’ta, bir çok tatlı su kaynağı vardır. Evliya Çelebi, kaleden ve buradaki ünlü su kaynağından bahseder. Bu bölgeden geçen gemilerin su ikmali yaptığından, suyun çok iyi olduğundan ve kalitesinin uzun süre bozulmadığından bahseder. Dar bir patika yol sizi  tarihi kalıntıların bulunduğu tepeye ulaştırır. Tepede yer yer yıkılmış olan Aspat kalesi bütün heybetiyle yükselir. Buradaki kalenin bir gözetleme kalesi oldugu sanılır.

Kuzey batı rüzgarlarına kapalı Aspat, teknecilerin uğrak yerlerinden birisidir. Yatcıların ve denize girenlerin faydalanacağı içme suyu kaynakları bulunur. Sahilde ünlü Giritli Arap Ağa’nın taş evi yer alır.

KARAİNCİR
Bodrumdan 16 km uzaklıkta bulunan Karaincir, Bodrum gezi teknelerinin önemli durak yerlerinden biri olup  Bodrumdaki en sevilen koylardan biridir. Eskiden sadece incirinin bolluğu ile tanınan Karaincir, günümüzde birçok otel ve restoran ile turizme hizmet veriri. İnce kumlu 500 metrelik sahili iki tarafı tepelerler çevrili olup poyraza kapalıdır. Sahilde yer alan restoranları, teknelerden çıkanları karşılar. Karaincir’de özellikle gözleme ve börekleri ile ünlü restoranlar var.

AKYARLAR
Yarımadanın en güney ucunda yer alan Akyarlar, Bodrum’a 22 uzaklıktadır ve Akyarlar Burnu ve onun 1 mil dogusunda yer alan Koca Burun arasında yer alır. Beyaz kayalıklardan oluşan bu nedenlede “Akyarlar “ olarak anılan Akyarlar Burnu, İstanköy’den 3 deniz mili uzaklığındadır. Akyarlarlar’dan iyi havalarda ve geceleyin hemen karşısında yer alan İstanköy evleri görülür. Antik çağlarda da olduğu gibi gemiler İstanköy ve Akyarlar arasındaki sulardan geçerler.

Önceleri bir süngerci ve balıkçı köyü olan Akyarlar, günümüzde deniz sporlarının yapılmasına olanak sağlayan önemli bir  tatil kenti olma yolunda. Özellikle rüzgar sörfü ustalarının gözde mekanlarından biri.  Genelde karadan denize doğru esen ve sahile doğru şiddetini arttıran bir rüzgar var. Sahile inildiğinde, sağda balıkçı barınağı, ortada restoranlar ve solda ise bir ay şeklinde yayılan kumsalı yer alır.  Ilık deniz suyu, kumsalı ve yemyeşil doğası ile birçok tatilciyi kendine çeker. Akyarlar bol rüzgarı ile rüzgar sörfüne çok uygundur

İlkbaharda Akyarlar’ı çevreleyen yamaçlarda birçok dağ çiçeği ve nane bulabilirsiniz. Akyarları ziyaretiniz sırasında, yürüme mesafesindeki eski bir Leleg yerleşmesi olan antik Termera  kentinin yer aldığı küçük koyu da ziyaret etmeyi unutmayın.

Biraz ilerde yer alan Kemer Köyü sahilde yüzmek içiçn çokm uygun. Buradaki Hüseyin Burnu Feneri 1931 yılında Fransızlar tarafından yapılmış. Fenerin yakınında “kum hamamı” olarak bilinen kumsal ve plaj yeri var.

TURGUT REİS
Bodrumlular şöyle der:
Kadı kalesinde gün batımı

Karaincirin kumu

Bağla’nın suyu

Ünlü Türk amirali Turgut Reis’in ismini alan bu yerleşme yeri, Bodruma yaklaşık 20 kilometre uzaklıktadır. Batısında yer alan irili ufaklı 14 ada ve etrafını çeviren dağlar ile Turgut Reis, Ege ve Akdeniz’in birleşme noktasında olup yarımadanın en güzel köşelerinden biridir. Turgutreisi deniz tarafından çeviren  adalar  ve onların ötesindeki Kos ve Kalynos gibi Yunan adalarının görünümü gerçekten eşsizdir. Yarımadanın adeta giriş kapısı olan Turgut Reis, bu nedenle tarih boyunca  tehlikelere açık olmuştur. Kıyıları irili ufaklı koylarla bezenmiş olan Turgutreis’in çevresinde yükseklikleri 300 metreye kadar ulaşan ve denize dik bir şekilde yanaşan  Doru, Boz, Pamuklu, Çatal, Çukur ve Asar Dağları var. Eski dönemlerde Turgutreis, kara renkli kumundan dolayı Karatoprak olarak anılmış.

Turgutreis’in batısında  bulunan Yassıada yakınında bir çok antik geminin battığı bir sığlık keşfedilmiş ve bu gemilerde ikisi kazılmıştır. Günümüzde İspanyol şapeli olarak bilinen ve Osmanlı döneminde camii olarak kullanılan bu binadaki eserlerin tümü Turgutreis Yassıada’dan gelmiştir. Turgutreiste narenciye esas geçim kaynağı. Özellikle mandalina, incir ve üzüm yetiştiriliyor.  Turgutreis’in çalışkan belediye başkanı dogma büyüme buralı olan Ali Yazgan.

KADI KALESİ
Kadıkalesi koyu,  Turgutreis’in 4 kilometre kuzeyinde ve Bodrum’dan yaklaşık 22 km uzaklıkta yer alır. Tarihi çok eskilere kadar inen bu koyun, Lelegler tarafından iskan edildiği, buranın antik çağlarda Pedasos ismiyle anıldığı ve  Pedasos’un yarımadadaki 8 Leleg şehrinin ilki ve bu şehirlerin başkenti olduğu ileri sürülür. Koya adını veren ve bir burun üzerinde yapılmış  kale, Helenistik dönemde inşa edilmiş. Kadikalesi’nin geniş ve kumlu olan mükemmel  kumsalı mandalina bahçeleri ile çevrilmiştir. Karşı tepede bir Bizans kilisesi ve çınar ağaçları altında tarihi  bir çeşme var.

Günümüzde bir çok otel ve tatil köyünü barındıran Kadıkalesi gün batımının  güzelliği ile de ünlüdür.

GÜMÜŞLÜK
Antik çağlarda önemli bir yerleşme yeri olan Myndos şehri kalıntıları üzerinde kurulmuş olan Gümüşlük, Bodrum yarımadasındaki en güzel yerlerden birisidir. Bodrumdan gelirken gözünüze çarpan yel değirmenlerinin olduğu tepeden harika bir Gümüşlük manzarası vardır. Ama amacınız antik limanı ve bütün güzelliği ile Gümüşlüğü seyretmek veya fotoğraflamaksa Gümüşlüğü girerken sağa giden yolu secin biraz sonra gerçekten neden kesen bir Gümüşlük manzarası ile karsı karsıya kalacaksınız. Buradan tekrar Gümüşlüğe döndüğünüzde  sizi önce oldukça büyük bir park yeri daha sonrada çok sayıda balık restoranı karsılar. Eğer çok aç değilseniz yemek isini biraz sonraya bırakıp önce Gümüşlüğü keşfedin. Önce sağa donup, bu çok korunaklı limanı ve yol boyunca dizilmiş harika Bodrum evlerinin zevkini çıkartın. Çoğunun yabancılar tarafından isletildiği bu pansiyon evlerden sonra, antik Myndos’a ait duvarları, sütun parçalarını görmeye baslarız. Bu rüzgarlara kapalı muhteşem liman gerek antik cağlarda gerekse günümüzde adeta bir cennet. Bu arada sağa doğru çıkan yolu biraz yürürseniz, antik Myndos’un ayakta kalmış birkaç binasının görmeniz mümkün.  Koyun ucuna, hatta biraz daha ileriye acık denizi ve görkemli dalgaları izleyebileceğiniz Gümüşlüğün kuzeyine kadar yürüyün. Tekrar merkeze döndüğünüzde bu defa büyük koya doğru  yürüyün. Önce ayakkabılarınızı çıkartın ve turist olarak görevinizi yapın. Tavsan adasına bir yürüyüş yapın. Ada üzerinde, adaya ismini veren tavşanların yani sıra antik şehrin kalıntılarını ada üzerinde ve su altında görmek mümkün.

Başlangıçta bir Leleg şehri olarak kurulan Gümüşlük, M.Ö. 4.yüzyılda kral Mausolos döneminde, nüfusunun büyük bir kısmının Halikarnassos’a göç ettirilmesi ile öneminin kaybetti. Günümüzde hala izleri fark edilen Mindos şehri, İskender’in fethine şiddetle karşı durmuş bir şehirdir. Iskender’e direnen ama sonradan generallerine teslim olan Mindos, tarih boyuca önemli bir liman kenti olmayı sürdürmüştür. Bir ara Sezar’in katilleri Brütüs ve Cassius’un askeri bir üst olarak kullandığı Gümüşlükte, hala antik dalgakıran, şehir duvarları ve kuleler  fark ediliyor. Buna karşın antik çağ yazarlarının bahsini ettiği tiyatro, stadyum gibi yapılar günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüzde doğası, harika balık restoranları ve özellikle iyi korunmuş eski evleri ile Gümüşlük mutlaka gitmeniz gereken yerlerden biridir.

Doğal sit alanı olan ve yeni yapılara izin verilmeyen Gümüşlükte ağaçlar içinde kaybolmuş eski Bodrum evlerinin ve essiz doğanın tadını  çıkartın.Antik yazarların zikrettiği birçok yapı günümüzde artık yok. Günümüze kadar ulaşmış iki kiliseden birisi sanat galerisi, tepede yer ikincisi ise bar olarak kullanılıyor. Mavi Bayraklı Gümüşlükte her taraftan denize girilebilir. Gümüşlük ve çevresindeki koylar turistlere benzersiz güzellikler sunarlar. Gümüşlük pazarı Çarşamba günü kurulur.

Yalıkavak yönünde Koyun baba’da ise dikkatinizi yeşil renkli kayalar çekebilir. Yumuşak ve islenmesi çok kolay olan bu kayalar Halikarnasta kral Mausolos için inşa edilen ve dünyanın 7 harikasından biri sayılan anıt mezar için kulllanılmış.

Karakaya Köyü
Gümüşlüğün adeta tepesinde yer alan Karakaya köyü sırtını kayalara dayamış görkemli Rum evleri evleri ile mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Nüfus mübadelesi sırasında terk edilen, daha sonra yeni sahipleri ile yavaş yavaş tekrar hayat  bulan bu evler gerçekten görülmeye değer.

GERİŞ KÖYÜ
Yalıkavak’ın güneyindeki tepe üzerinde yer alan ve Bodrumun Tibeti olarak bilinen Geriş köyü ilginç evleri, benzersiz manzarası ile ziyaret edilmesi gereken  bir yerdir. Birçok ünlünün yıllar önce keşfettigi Geris’in yakınında Uranion şehrinin kalıntıları yer alıyor. Burada Alinin Kahvesinde veya Ahmet Beyin işlettiği Panaroma Pasanda’da oturup içkinizi yudumlayabilirsiniz.

SANDİMA KÖYÜ
Yalıkavaktan 2 kilometre uzaklıkta bulunan Sandima köyü terk edilmiş görüntüsü veren eski taş evlerden oluşuyor ve enfes bir panaromik Yalıkavak manzarası sunuyor. 1923’de Yalıkavak ismini alan yerleşme, belirli bir nüfus yoğunluğunu aşınca  Belediyeye dönüştü.

Yalıkavak
Bodrum’a 18 km uzaklıkta olan Yalıkavak, yarımadanın kuzey doğusunda yer alır. Bodrum’dan Yalıkavak’a yapılan bir yolculukta sizi önce bir sıra Bodrumun simgesi haline gelen yel değirmenleri ve Yalıkavak sahilinin eşsiz manzarası karşılar. Yalıkavak yel degirmenlerinin en çok karşımıza çıktıgı yerdir. Başlangıçta bir süngerci köyü olan ve yarımadanın en ünlü süngercilerinin doğduğu yer olan  Yalıkavak, günümüzde çok önemli bir turizm beldesine dönüşmüştür. Tepelerde ve sahilde yer alan yel değirmenleri, güzel koyları, kumsalları ve son yıllarda açılan turizm tesisleri ile Yalıkavak ön plana çıkar. Yapılan araştırmalardan, Yalıkavak’in tarihinin M.Ö. 2000 yıllarına kadar indiği ve buranın ilk sakinlerinin Lelegler olduğu anlaşılır. Yalıkavak çevresinde yer kaya mezarları, sur kalıntıları Yalıkavak’ın zengin tarihinin sessiz tanıklarıdır. Bunun yanı sıra Yalıkavak’ın Paşa, Tilkicik ve Agaçbaşı koyları  çok ünlüdür.

Ayrıca Arka küdür Koyu son derece keyifli bir yüzme ve yürüme alanıdır. Bu  koya Küdür Camiinden sonra sola dönülerek ve Fok Caddesi takip edilerek ulaşılır. Kendine özgü sahili, gürültüsüz atmosferi, birçok seçkin restoran ve oteli ile Yalıkavak, yerli ve yabancı birçok ziyaretçiyi çeker. Suyu ve su kaynakları bol olan Yalıkavak oldukca yeşildir. Eskiden tepede yer alan Sandima köyünün limanı olan Yalıkavak, nüfusun buraya  göç etmesi ile önem kazandı.  Güllük Körfezi ve Mandalya koyuna girmeden son liman olması, Yalıkavağı Yat turizmi açısından çok önemli bir yer haline getirir. Şu anda inşa edilen Yat limanınI bu konuda büyük faydalar sağlayacaktır.

GÜNDOĞAN
Eskiden Farilya olarak bilinen Gündoğan Bodruma 25 kilometre uzaklıkta olup, yarımadanın en eski yerleşmelerinden biridir. Önceleri balıkçılık, zeytincilik, sünger avcılığı, mandalinciliğin ana geçim kaynağı olduğu Gündoğan, günümüzde bu gelir kaynaklarından bazılarını kaybetmiş ama buna karşılık  turizmdeki payını artırmıştır.

Gündoğan Köyü, Yalıkavak-Göltürkbükü yolu üzerinde ve kayalık bir tepenin yamacında yer alır. Buradaki kaya manastırları, kilise, cami gibi yapılar, Gündoğan’ın zengin tarihini işaret eder. Burada volkanik kayalardan oluşan ilginç kaya formları, bunlar arasında gizlenmiş kaya mezarları bulunur. Bu bölgede birçok trekking turu yapılır. Yarımadanın en uzun plajlarından biri olan ve yemyeşil mandalina, zeytin ve çam ağaçları ile çevrilmiş olan Gündoğan sahili, pırıl pırıl denizi ve uzun kumsalı ile yarımadaya tatil  için gelenler için idealdir. Çevrede yapılan onca binaya rağmen Gündogan’ın mandalina, muz, nar ve çam ağaçları ile çevrili güzel evleri bu yapılaşmaya direnir. Günün her saatinde esen rüzgar hem tatilcileri serinletir hem de Gündoganı surf için ideal bir yer haline getirir. Balıkçıların ve yatların bağlandığı bir balıkçı barınağı vardır. Kıyıdaki Yalı Cami, yel değirmenleri ve yakındaki Tavşan ve Apostol adaları ziyaretçilerin ilgisini çeker.

Gündoğan, rüzgar sörfü, sualtı balıkçılığı ve sünger avcılığı için uygun bir bölgedir. Tekneyle 15 dakikalık bir mesafede olan Apostol adası  yeşil dokusu, ilginç kaya formları, adanın tepesinde yer alan üç nefli kilisesi ile görülmeye değer. Burada kilisenin fresklerini, rahiplerin kullandığı yapıların kalıntılarının görmek mümkün.

Gündogan’daki en eski buluntuların ele geçtigi Peynir Çiçeği Mağarasını da unutmamak gerekir.

GÖLKÖY VE TÜRKBÜKÜ
Günümüzde aynı ad altında birleşen Gölköy ve Türkbükü gerçekten yarımadanın en güzel köşelerinden ikisidir. Bodrum’dan yaklaşık 14 km uzakta olan Göltürkbükü, yeni adının 2001 yılında aldı. Biz sizlere daha detaylı bilgi verebilmek için burayı iki ayrı yöre olarak inceleyeceğiz.

GÖLKÖY
Eski Karyanda antik kentinin kslıntıları üzerine kurulmuş olan Göltürkbükü, Bodrumdan 20 km uzakta olup bir gerdanlık gibi mandalina bahçeleri, zeytin ağaçları ile çevrilmiştir. Eskiden göl daha sonra bataklık olan arazisi ve sivrisinekleri ile pek rağbet görmeyen Gölköy, günümüzde oldukça sevilen bir yer. Köy evleri arasında birçok gümbet bulunur. Erken dönem Karayanda’sının Salih Adasında, daha sonraki yerleşnenin ise Gölköy’da oldugu söylenir. Adı geçen bu antikbkentin kalıntıları yok denecek kadar azdır. Torba-Gölköy arasında yer alan çam ormanları bölgeye ayrı bir güzellik verir. Uzun Sahilde yer alan birçok güzel kafe, otel vardır. Son yıllarda birçok restoran ve Beach Club’ın inşa edildiği Gölköy çok popüler yerlerden biri oldu.

TÜRKBÜKÜ KOYU
Bodruma 20 km  uzaklıkta bulunan ve son yıllarda yarımadanın en popüler yeri haline gelen Türkbükü koyuna eskiden sadece deniz yolu ile ulaşılırdı. Günümüzde ise Torba, Gölköy yolu veya Yalıkavak, Gündogan yolu sizi Türkbüküne ulaştırıyor. Borumdan her 45 dakika da kalkan dolmuşlar sizi yarım saatte Türkbükü’ne ulaştırıyor. Bu nedenle uzun zaman bakir bir yer olarak kaldı. Önce sanatçı gurupları tarafından keşfedilen Türkbükü, günümüzde Türkiye’nin Jet sosyetesinin yaşam ve eğlence yeri haline gelmiştir. Birbirinden güzel barlar, gece klüpleri, oteller, restoranlar adeta yarış ederler. Yazı trafiğe kapalı olan sahilde gündüz denize girmek ve güneşlenmek amacı ile kullanılan restoran ve otellerin denize uzanan iskeleleri geceleyin masalar  atılarak lokantalara, barlara dönüsüyor. Yazın, Türkbükü Koyunu çok sayıda son derece lüks tekneler doldurur. Türkbükü deniz üzerine uzanmış iskele restoranları ve özellikle yeni açılan Palmira Divan Oteli ile gerçekten görmeniz gereken  gereken köşelerden biridir. 

Türkbükünde ziyaret edebileceginiz ilginç bir özel  müze var. Bodrumun tanınmış mimarlarından Emre Kunt yaptıgı tarihi figürler ve modeller evinin bir köşesinde sergileniyor. Telefon edilerek randevu alınması gerekiyor.

ILICA BÜKÜ CENNET KOYU

 İÇMELER

Bodrum yakınında yer alan İçmeler hem çekek yeri olarak hem de tekne yapım yerleri nedeniyle birçok yat severin sik uğradığı yer. Kisin çok sayıda teknenin karaya çekildiği içmeler yatçılar tarafından “binbirdirek vadisi” olarak isimlendirilmiş. Bodrumda antik cağlardan başlayarak suren tekne yapımı, günümüze kadar kesiksiz devam etmiş. Günümüzde bir çok yerli ve yabancı teknelerini İçmelerde yaptırmayı tercih diyor.

TORBA

Bodrum’a sadece 6 km uzaklıkta olan Torba, çamların denize kadar indiği küçük bir yerleşme yeri. Yarımadanın kuzeyinin daha nemli olası nedeniyle daha yeşil. Korunmuş yek tarihi yapı 5 yüzyıla tarihlene manastır. Bodruma yakınlığı nedeniyle önemli bir bir yüzme ve balık yeme yeri. Önceleri bahçeli, çok güzel yazlık evlerin yapıldığı Torba Koyu, günümüzde birçok otel, tatil köyü ve tatil sitesinin inşası ile oldukça değişmiştir. Eskiden sadece bir balıkçı barınağı olan Torba, günümüzde tekneleri, yatları ağırlar. Oldukça kapalı Torba koyu rüzgarın en sert estiği günlerde çok sakin.  Didim’e seferler olan Feribot iskelesinden Yat Limanına kadar bölgede denize giriliyor. Deniz oldukça sığ ve temiz. Torba koyu, su sporları için de uygun. Torba köyü zeytin ve cam ağaçlarının birbirine karıştığı doğası ile Bodrumun güzel köselerinden biridir.

MUMCULAR
Bodrumun 29 km kuzeyinde yer alan Mumcular, çevreye yayılmış 11 köyün merkezi durumunda. Son yıllarda halı üretimine önem veren Mumcularda halı imalatının bütün merhalelerini görmek mümkün. Genelde bütün evler şu veya  bu şekilde halı imalatı ile ilgili. Mumcular bu özelliği nedeni ile bir çok turisti cezbeder. Güneşte kurutulan halıların görüntüsü fotoğrafçılar için gerçekten enfestir. Mumcularda yapılan halılar sıkça Istanbula gönderilir. Bu halılardan bazıları Milas’ta, bazıları ise Bodrumda bir kısmı ise Mumculara gelen turistlere satılır.

YALİCİFTLİK/YALİKOY

Torba kavşağında tabelalar sizi yeni gelişen tatil beldesi Ciflik koy, Yalıçiftlik  bölgesine yönlendirir. Ciflik koy kıyıdan daha içerde kalıyor. Birçok köyden oluşan oldukça büyük bir belde Ciflik koy. Koy ve çevresinde birçok yeni bina yükselmekte. Ciflik koy’un  Ala zeytin mahallesinin yakınında (yaklaşık 20 dakika yürüme mesafesinde) antik kent Syangela’nin kalıntıları bulunuyor. Kızılağaç yolu izlenerek ulaşılan ve küçük koylardan oluşan Yalıçiftlik, Gökova körfezinin hemen girişinde ve  Bodrumda en güzel denizi olan bölgelerden  birisidir. Teknelerin ve yerel halkın çok geldiği Pabuç Burnu ve Kargıcık koyuda bu bölgededir. Bu bölge birkaç oteli, essiz güzellikteki koyları, yürüyüş  yolları ile çok ilgi çeker.

SALİH ADASI

 Bodrumun kuzeyinde, güvercinliğin ise batısında yer alan Salih adası yarımadayı çeviren birçok adadan en büyüklerinden biri. Ada cam ve zeytin ağaçları ile kaplı. Balık çiftlilerine rağmen deniz çok temiz. Bazı kaynaklar Salih adasının eski Karyanda olduğunu ileri sürerlerse de bu ispatlayacak fazla arkeolojik kalıntı yok.

 Bargilya/Varvil

Milas Bodrum yolunda sağda bir tabela sizi Bargilya köyüne ulaştırır. Binlerce yıl öncesinde kurulmuş antik Bargilya kentinin hemen yani başındaki bu şirin balıkçı koyu adeta bir iç liman görünümündeki Bargilya koyunda yer alır. Antik Bargilya kalıntıları koyun hemen yanındaki geniş bir alana yayılmıştır. Sütunları ve mimari parçaları etrafa yayılmış bir Roma tapınağının, çok az bir kimi görülen antik tiyatronun, bir stoanın, su Kemerlerinin, şehir duvarlarının kalıntıları hala görülüyor.

Categories : Gezilecek Yerler Tags : , , , , , , , , , , , , , ,

Bursa da Suuçtu Şelalesi

Posted by kazandibi 23 Temmuz, 2010 (0) Comment

Tam bir görsel şölen: Suuçtu Şelalesi
Bursa’nın Mustafakemalpaşa
ilçesi yakınlarında bulunan Suuçtu Şelalesi, sahip olduğu doğal güzelliklerle tam bir görsel şölen sunuyor.

Bursa’ya 100, Mustafakemalpaşa’ya ise 20 kilometre uzaklıktaki Suuçtu Şelalesi, 38 metre yüksekten düşen suyu ve çevresindeki zengin bitki örtüsüyle adeta bir ‘doğa harikası’ olarak yıllardır tatilcileri kendine hayran bırakıyor.

Categories : Gezilecek Yerler Tags : , , , ,

Gezilecek yerler (Trabzon Çal Mağarası)

Posted by kazandibi 23 Temmuz, 2010 (0) Comment

Doğa harikası Çal Mağarası
Çal Mağarası
, Düzköy ilçesinde bulunan bir yer altı su kanalı. Mağaranın girişi geniş olmakla birlikte giderek daralıyor belli bir uzaklıktan sonra genişlik 1 metreye kadar düşüyor. Tavan yükseklikleri kırık sistemlerine bağlı olarak büyük değişkenlik gösteriyor.

Girişten sonra 200 metrede iki kola ayrılan mağaranın, sola ayrılan kolu yaklaşık 125 metre uzunluğunda. Bu kolun sonundaki odadan gelen suyun aktığı bir baca bulunuyor. Sağ kolun ulaşılabilen kısmı yaklaşık 300 metre. Bu kolun yaklaşık 60 metre ilerisinde küçük bir göl ve çağlayan yer alıyor.

Categories : Gezilecek Yerler Tags : , , , ,

İzmir Karaburun

Posted by kazandibi 23 Temmuz, 2010 (0) Comment

Koyları ve doğasıyla Karaburun
İzmir’in en küçük ilçesi Karaburun, yapılaşmanın görülmediği birçok koyu ve doğasıyla, Türkiye’nin bilinmeyen cennetleri arasında yer alıyor. İzmir ile arasındaki 130 kilometrelik yolun keskin virajlarla örülü olması nedeniyle ulaşım sorunları bulunan Karaburun, yarımada üzerindeki 1 belde ve 13 köyün merkezi konumunda.

Güneyde Datça Yarımadası’na benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası, doğa harikası koy ve plajları bünyesinde barındırıyor. Karayoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün. Bölge, bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarabiliyor.

Categories : Gezilecek Yerler Tags : , , , , ,

Trabzon da Gezilecek Yerler

Posted by kazandibi 1 Temmuz, 2010 (0) Comment

Kaleler
Trabzon Kalesi
Büyük bir bölümü ayakta kalan surlar şehrin eski yapılarını oluştururlar. Bugünkü surların en eski bölümü Roma devrine MS 5. yüzyıla tarihlenmektedir. Surların daha eski safhaları hakkında tarihi kaynaklar bilgi verirler. MÖ. 5. yüzyılda şehri gören Ksenefon surların varlığından sözetmektedir. Trabzon surları Yukarı Hisar, İçkale, Orta Hisar ve Aşağı Hisar olmak üzere üç bölüme ayrılmaktadır.

Yukarı Hisar ile Orta Hisar, Kuzgun Dere ile İmaret (İskeleboz ) deresi arasındaki yüksek kaya kitlesi üzerine kurulmuştur. Bu bölüm kalenin en eski bölümünü meydana getirmekte ve kaba olarak bir yamuğa benzemektedir.

Şehrin adı bu Trapez-Trapezus yamuk şeklinden gelmektedir.
Akçakale

Trabzon’un 18 km batısında bulunan Akçakale de denize hakim bir terasta ilçeye ismini veren kale yer almaktadır. Kalenin 1297-1330 yılları arasında İmparator Alexios II tarafından Selçuklulara korunmak amacıyla yaptırıldığı sanılmaktadır.Trabzon’un fethinden sonra Kale yedi yıl daha savunulmuş ve sonra Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Mahmut Paşa tarafından ele geçirilmiştir. Kuşatma sonunda şehit düşen Mahmut Paşa da kaleye gömülmüştür. Osmanlı döneminde onarım geçiren ve bazı yeni ilavelerle genişletilen kale önemli bir askeri üs olma özelliğini yüzyılımızın başlarına kadar korumuştur.

Moloz ve kesme taştan yapılan kalenin birçok bölümü yıkılmış olmasına rağmen yine de orijinal görünümünden pek fazla uzaklaşmamıştır. Ancak katlar arasının ahşap oluşu bu bölümlerin günümüze ulaşmasını engellemiştir.

Manastırlar
Meryem Ana (Sumela) Manastırı
Trabzon’un Maçka İlçesinin Altındere Köyü sınırları içinde, Altındere vadisine hakim Karadağ’ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan Sumela Manastırı, halk arasında “Meryem Ana” adı ile anılır. Vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan yapı, bu konumuyla manastırların şehir dışında, ormanlarda, mağara ve su kenarlarında kurulma geleneğini sürdürmüştür.

Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar’ dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir.

Rivayete göre; Bizans İmparatoru I. Theodosius zamanında (375-395) Atinadan gelen Barnabas ve Sophranios isimli iki rahip tarafından kurulmuş olan manastır, 6.yüzyılda İmparator Justinianus’ un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine Generallerinden Belisarios tarafından tamir edilmiştir.

Sumela Manastırı’nın şimdiki durumuyla varlığını 13.yüzyıldan itibaren sürdürdüğü bilinmektedir. 1204 tarihinde kurulan Trabzon Komnenosları Prensliği’ nden III Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır. III Alexios’ un oğlu III Manuel ve sonraki prensler döneminde de Sumela yeni fermanlarla zenginleştirilmiştir.

Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı Padişahları pek çok manastırda olduğu gibi Sumela’ nın da haklarını korumuşlar, bazı imtiyazlar vermişlerdir.

Sumela Manastırı’nın 18. yüzyılda bir çok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19. yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir.

Trabzon’un 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında manastıra el konulmuş, 1923’den sonra tamamıyla boşaltılmıştır.

Sumela Manastırı’nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma’dır. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir.

Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bölümü yıkılmıştır.

Dar uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılmaktadır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir.Avlunun etrafındaki binalarda odalardaki dolapları, hücreleri, ocakları ile Türk sanatının etkileri de görülmektedir.

Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir. En alt tabakanın freskleri daha üstün niteliktedir.

Sumela Manastırı’nda yer yer sökülerek alınmış olan ve oldukça harap bir görünüm taşıyan fresklerde işlenen başlıca konular İncil’den alınmış sahneler, Hz. İsa ve Meryem Ana’nın hayatı ile ilgili tasvirlerdir.

Manastırın tehlike arzeden önemli bir bölümü restore edilmiş olup, restorasyon ve konservasyon çalışmaları devam etmektedir.

Vezalon (Yahya) Manastırı
Maçka ilçesinin kiremitli köyünün 7 km batısında çam ormanları içerisinde bulunur. Bu manastırda da bir mağara ve ayazma vardır.

İlk manastır mağaranın önünde kurulmuştur. Bugün ayakta kalan mağaranın önündeki kilise ve keşiş odaları, 19.yüzyıla aittir. Kompleksin 9 km kuzeyindeki şapel 15.yüzyıla tarihlenmekte ve içerisinde değerli freskler bulunmaktadır.

Kuştul - Hızır İlyas Manastırı ( Gregorius Peristera)
Peristera adıyla anılan manastırdır. Bu manastır 8. yüzyılın ortalarında Maçka’nın Şimşirli Köyü yakınlarında, kurulmuş ve daha sonra gelişmiştir. Günümüze ancak manastırın temelleri ulaşabilmiştir
Kaymaklı Manastırı
Trabzon’un 3 km güneydoğusunda Boztepe’nin Değirmendere vadisine bakan yakasında kurulmuştur. 1424 yılında inşa edilmiştir. Yapılar topluluğu dikdörtgen alan içerisinde, ortada tek apsisli kilise, kuzey batıda çan kulesi, güney doğuda ise küçük bir şapel ve manastır hücrelerinden oluşmaktadır.

Manastır yapıları birçok defa onarım görmüştür. En eski kısım kilisenin beşken apsis bölümüdür. Kilise içerisindeki freskler 18. yüzyıla tarihlenmektedir.

Kızlar (Panagia Theokephastros) Manastırı
Boztepe’ nin yamacında şehre hakim bir mevkide kurulmuştur. İki teras üzerine inşaa edilen manastır kompleksi yüksek bir koruma duvarı ile çevrilmiştir. Manastır III. Alexios zamanında (1349-1390) kurulmuş birkaç defa onarılmış son şeklini 19. yüzyılda almıştır.

İlk olarak güneyde içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisesinin içerisinde kitabeler ve Alexios III karısı Theodora ve annesi Eirene’ nın portreleri yer almaktadır.

Kızlar Manastırı(Panagıa Keramesta)
Bu manastır, Trabzon-Hamsiköyü yolu üzerinde kiremitli köyü vadisi üzerinde yer almaktadır. Yerin isminin manası şimdiye kadar anlaşılamamıştır.Buraya ilk kez kimlerin geldiğini belirten bir kitabe yoktur.

Sumela veya Vazelon manastırlarının bir minyatürü olan bu yapıda, kutsal bir mağara ile tamamlanır.Günümüze kadar gelen taş bölümler, bu manastırın Orta çağ’da yapılmış olduğu hissini uyandırıyorsa da, yapı 1858 yılında inşa edilmiştir
Konaklar

Sivil Türk Mimarisi Örnekleri

Memişoğlu Konağı

Sürmene ilçesinin 4 km doğusunda Balıklı mevkiinde yer alır. İki katlı kademeli cepheli büyük bölümü taştan inşa edilmiş geniş saçaklı bir yapıdır.

Bölgemizde taş ve özellikle ahşap işçiliği ile ünlüdür. Kapı kanatları ve tavanlar ahşap işçiliğinin en mükemmel örneklerini sergiler.

18 yy.da yapıldığı sanılan binanın üst katındaki batı odasının ortasında bir mil etrafında dönebilen bir parça vardır ki: bu vantilatör ve rüzgar gülü vazifesini görmektedir. Tavanın bu özelliğinden dolayı konağa halk arasında ”Döner tavanlı konak ”ismi verilmiştir.

Nemlizade Konağı

Gazipaşa mahallesinde yer alan eser geniş bir alana yerleştirilmiş dört katlı kargir bir yapıdır.Konak haremlik ve selamlık bölümlerinden oluşmakta idi. Zemin kat ve odalarında Kütahya çinilerinin en güzel örnekleri panolar şeklinde sergilenmiştir.

 

1945-1963 yılları arası bina tekel bürosu olmuşi 1963-1979 yılları arasında Fatih Eğitim Enstitüsü yapılmış,17 Eylül 1979 tarihinden itibaren Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi olarak kullanılmış halen eski Kız Meslek Lisesinin Kültür Bakanlığına devrinden sonra Olgunlaşma Enstitüsü ve Kız Meslek Lisesi olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

 
Yarımbıyıkoğlu Evi

Pazarkapı Mahallesinde Kundupoğlu sokaktadır. 2 katlı dış sofalı planlı bir evdir. Kötü onarımlarla süsleme özelliklerini yitirmiştir. 1706 yılında yapıldığını kitabesinden öğreniyoruz.

Kundupoğlu Evi:

Yarımbıyıkoğlu evinin güneyinde yer alır. Sadece bir kısmı ayakta kalmıştır. Zamanında dış sofalı planlıydı. Bugün onarılan fevkani, üst oda alçı, ahşap oyma ve kalem işi süslemelere sahiptir. 18. yüzyıla tarihlenmektedir.

Çakırağa Konağı

Trabzon’un Hayrat ilçesi’nin Sarıağaç köyünde bulunan konak İsmailağa tarafından h.1237 (1821) yılında yaptırılmıştır.Konağın zemin katı kesme taş olup, kış odası, kiler ve ambar burada yeralmaktadır. Ahşap Bağdadi kaplamalı ikinci kattaki oda sayısı tam olarak bilinmemektedir. Çakırağa Konağı, 1979 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nce onarılarak günümüze kadar ulaşmıştır

Ortahisar Evleri (Trabzon)

Eski Türk evlerini ön plana çıkartan en önemli unsur geleneksel mimari tarzındaki fonksiyonellik ve estetiktir. Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler. Eski Türk evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır.

Orta Mahalle (Akçaabat)

Anadolu’nun kimi bölgeleri “Örnek Evler” niteliğini taşıyan yerleşme örnekleri açısından günümüze kadar önemli değişiklikler geçirmeden gelebilmiştir. Bu yerleşmeler arasında Akçaabat-Orta Mahalle Evleri Karadeniz Bölgesinde en önde gelenlerden birisi olarak sayılabilir
Camiler
Gülbahar Hatun Camii

Yavuz Sultan Selimin annesi Gülbahar Hatun’un hatırası için Orta Hisar’ın batısında, Zağnos Köprüsü’nün yakınında bir külliye içerisinde yapılmıştır.
Külliyeden cami ile türbe günümüze gelebilmiş; imaret, medrese, hamam ve mektep yıkılmıştır.

Mektebin yerine 1899 tarihinde bugünkü Gülbahar Hatun İlkokulu yapılmıştır Kaynaklar Gülbahar Hatun’un ölümünden sonra 1514 yılında yaptırıldığını göstermektedir.

Caminin inşa kitabesi yoktur. Cami erken devir Osmanlı mimarisinde ayrı bir plan tipi oluşturan Zaviyeli Camiler grubuna girmektedir. Duvar işçiliği özenlidir. Pencereler, son cemaat mahali, kemerleri ve minarede koyu gri ve sarımsı beyaz taş kullanılmıştır. Caminin örtüsü kurşun kaplıdır.

Mihrap mermerden yapılmıştır. Kenar bordürleri sade, tepeliği bitkisel süslemelidir. Beşgen niş mukarnaslı bir kavsara ile son bulur. Köşeliklerinde ikişer kabara (gülbezek) motifi yer alır. Minberde mermer olup sade bırakılmıştır.

Caminin klasik dönem süslemeleri bozulmuştur. Bugünkü süslemeler son onarımlarda yapılmıştır. Avlusundaki şadırvan eskiden kubbe ile örtülüydü. Bu örtü son onarımlarla konik külaha dönüştürülmüştür.

Ortahisar Fatih Camii

Yapı altınbaşlı Meryem Kilisesi Chrysokephalos olarak adlandırılmıştır. Kuruluşu 914 yılına kadar inmektedir. Bu yapının manastır içerisinde bazilikalı planlı olarak yapıldığı sanılmaktadır.

Bugünkü planın esası 12. yüzyılda gerçekleştirilmiş olmalıdır. Araştırmacılar yapının 6 esas onarım devri geçirdiğini belirtmişlerdir. Üç nefli olan yapının apsisi içten yuvarlak dıştan çokgendir. Bir iç ve bir dış narteksi vardır.

Kuzey girişi 14. Yüzyılda inşa edilmiştir. Merkezi kubbe pandantiflere oturur ve 12 köşeli yüksek bir kasnağa sahiptir. Zamanında şehrin baş kilisesi, katedrali olduğu için yapının süslemesine önem verilmiştir. Freskler bugün sıvanmıştır. Bema duvarlarında ve zeminde opus sectile tarzında mozaik süsleme yer almaktadır.

Fetihten sonra camiye çevrilmiş ve belki de Fatih, ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Fatih Medresesi de yapıya bitişik olarak kurulmuştur. Türk devrinde caminin esas girişi kuzeye alınmış, güney duvarının ortasına bir mihrap yerleştirilmiş, minber konulmuş ve minare yapılmıştır.

Mihrap taştan yapılmış olup, süsleme bakımından zengindir. Mihrabı çevreleyen geometrik geçmeli bordürler, mukarnaslı niş ve alındığındaki rozetler Selçuklu örneklerini hatırlatmaktadır. Ceviz ağacından yapılmış minber değerli bir sanat eseridir.

Orta Hisar Camii’ne değişik zamanlarda nakışlı süslemeler yapılmış ve kitabeler konulmuştur. Mihrabın doğusundaki oda 1842 yılında kütüphane haline getirilmiş ve kapısı üzerine bir kitabe yerleştirilmiştir.

Yeni Cuma Camii

Trabzon’un kurtarıcı ve koruyucu azizi Eugenios’a ithaf edilmiştir. İlk kilisenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Araştırmacılar ilk yapının bazilika olduğunu belirtmektedir. Ayrıca 1291 yılına ait bir kitabe bulunmuştur. Bugünkü yapının 14. Yüzyılda haç planlı olarak inşa edildiği muhtemeldir.

Yapının bugün narteksi yoktur. Üç nefli ve üç apsislidir. Orta apsis içten yuvarlık dıştan beş köşelidir. Diğerleri içten at nalı, dıştan yuvarlaktır. Merkezi kubbe doğuda haç biçimli iki ayağa, batıda yuvarlak iki dorik sütuna pandantifler yardımıyla oturur. Yan neflerin üzeri tonozlarla örtülmüştür.

Bu yapıda da fresk izleri ve zemin mozayiklerinin kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca orta apsisin dışında kartal ve güvercin kabartmalarına yer verilmiştir.

Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrilen yapıya kuzey giriş kısmı ile minare ilave edilmiştir. Büyük apsisten bir giriş daha açılmıştır. Taştan yapılan mihrap barok karakterlidir. Minberi ahşaptan yapılmış olup sade bırakılmıştır. Mahfilde iyi bir ahşap işçilik görülür.

Bu ilavelerden başka caminin içinde çok değerli kalem işi süslemeler vardır. Pandantiflerin yazıları ünlü hattat Hafız Hasan Rıfat’ın eseridir. Kullanılan diğer kısımlardaki yazı ve nakışlar yenilenmiştir.

İskender Paşa Camii

Atatürk Alanında Belediye Binasının bitişiğinde yer almaktadır. Cami’nin avlusunda yer alan medresesi yıkılmış, batı tarafındaki mezarlık kaldırılmıştır. Burada sadece İskender Paşa’nın mezarı bırakılmıştır. Camiye değişik zamanlarda ilaveler yapılmış ve onarımlarla orijinalitesi bozulmuştur. Çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Minare , tuğla ve renkli taşlarla almaşık tarzda yapılmıştır.

Yapının esas planı İznik’teki Yeşil Camiye benzemektedir. Muhtemelen öndeki üç bölümlü olan son onarımlarla değiştirilmiş ve kırma çatı ile örtülmüştür. Son cemaat mahallinden ara bölüme girilir. Burası, yan duvarlarla ve güneyden iki sütuna oturan ortada bir kubbe, doğu ve batısındaki tonoz parçaları ile örtülmüştür. Harim kısmı pandantiflere oturan bir kubbeye sahiptir.

Mihrab ve mimber mermerden yapılmıştır. 19. Yüzyıl barok süslemelerine sahiptir. Üzerlerinde iri yapraklı kıvrım dallı bordürler, kartuşlar bulunmaktadır. Caminin içerisinde kalem işi süslemeler de bulunmaktadır.

Cami’nin H. 936, M.1529 tarihli inşa kitabesi cephedeki giriş kapısı üzerindedir. Ayrıca burada yapının bugünkü haline kavuştuğu 1882 yılı onarımına ait kitabe de bulunmaktadır.

Ahi Evren Dede Camii

Trabzon’a hakim Boztepe semtinde yapılmış olan caminin tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber Şemsettin Sami’nin belirttiğine göre Sultan Orhan döneminde Ahi Evren’in bir derviş dergahı inşa ettirdiği bunun da bugünkü cami ve türbenin yerinde olduğundan bahsetmektedir.

Komplekse ait kesin bir bilgimiz yoktur. Burada aynı isimli bir cami inşa edildi.

Ahi Evren Dede camisi Hacı Hakkı Baba’nın Abdulaziz döneminde H.1305 (1888) katkılarıyla tamir ettirilerek günümüze ulaştırılmıştır.

Hızırbey Camii

Bu eser Hızırbey mahallesinde yer almaktadır. Yapının ve mahallenin bu isimle anılması Trabzon’da valilik yapan Hızır Bey’den ötürüdür. Kare planlı olan yapı H.1213(1789/99) yılında yaptırılmıştır. Mimar Çetintaş’ın raporuna göre; camiinin hicri 1298(1880) senesinde halk tarafından yaptırıldığı söylenir ise de bu tarih tamir kitabesidir. Eser, 1970 yılında tamir ettirilmiş, Hızır Bey Camiini onarma ve güzelleştirme derneği’nin öncülüğünde Camii avlusu düzenlenmiş, son cemaat yeri genişlettirilerek asıl bölüme uyumlu olarak yeni ek yapı kuzey tarafına 20.YY. ın sonunda (1998:1999) yapılarak daha fazla cemaate hizmet verecek hale getirilmiştir.

Çarşı Camii

Tabzon’un Çarşı mahallesi Kemeraltı mevkiinde yer alır.Cami, uzun yıllar Trabzon’da valilik yapmış Hazinedarzade Osman Paşa tarafından H.1225, M.1839 yılında yaptırılmıştır.

Caminin kurulduğu saha eğimli olduğu için kuzey cephesinde son cemaat mahallinin altına dükkanlar yerleştirilmiştir. Şehrin en büyük camisidir. Yapıda muntazam bir taş işçiliği göze çarpar. Örtüsü bütünüyle kurşunla kaplanmıştır. Kapı ve pencere silmelerinde barok süslemeli bordürler görülür.

Cami, son cemaat mahalli ve harim kısmından meydana gelmekte ve altı istinatlı olarak planlanmış bulunmaktadır. Son cemaat mahalli üç bölümlü, kubbeli dört sütunun arasına yerleştirilen ince perde duvarlı ampir bir revaktan meydana gelmektedir.

Erdoğdu Bey Camii

H.985 M.1577 yılında Trabzon Valisi Erdoğdu Bey tarafından, kendi ismi ile anılan Erdoğdu Mahallesi’nde yaptırılmıştır. Cami birçok onarım geçirmiş ve geniş ölçüde özelliklerini yitirmiştir. Son cemaat mahalli ile harimin girişindeki ahşap mahfiller üstten irtibatlıdır. Mihrap nişinin mukarnaslı bir kavsarası vardır. Köşeliklerde birer gül-bezek ile üst kısımda yazı kuşağı yer alır. Burada bulunan H.1317, M.1899 tarihi caminin son onarımına aittir. Minber ahşap olup sade bırakılmıştır.

Tavanlı Camii

Trabzon’un tipik çatılı camilerinden birisidir. 1874 yılında Nemlizadeler tarafından yapılmıştır. Geniş bir haziresi vardır. Dikdörtgen planlı olan yapı son cemaat mahalli ve harim kısmından meydana gelmektedir.

Kalın taş duvarlar özenli bir işçilik gösterir. Harimin giriş kısmı üzerinde ahşap mahfil yer almaktadır. Caminin aydınlatılması bütün cephelerdeki pencerelerle sağlanır. Taş mihrap bordürleri vazodan çıkan ağaçlar ve kıvrım dallarla kabartma olarak süslenmiştir. Minber sade tutulmuştur. Harimin ahşap tavanı da ortada göbeklidir.
Müze ve Örenyerleri
SUMELA (MERYEM ANA) MANASTIRI

Trabzon’un Maçka İlçesinin Altındere Köyü sınırları içinde, Altındere Vadisi’ne hakim Karadağ’ın eteklerinde sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan Sumela Manastırı, halk arasında “Meryem Ana” adı ile anılır. Vadiden yaklaşık 300 metre yükseklikte bulunan yapı, bu konumuyla manastırların şehir dışında, ormanlarda, mağara ve su kenarlarında kurulma geleneğini sürdürmüştür.

Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar’ dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir.

Rivayete göre; Bizans İmparatoru I. Theodosius zamanında (375-395) Atina’dan gelen Barnabas ve Sophranios isimli iki rahip tarafından kurulmuş olan manastır, 6.yüzyılda İmparator Justinianus’un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine Generallerinden Belisarios tarafından tamir edilmiştir.

Sumela Manastırı’nın şimdiki durumuyla varlığını 13.yüzyıldan itibaren sürdürdüğü bilinmektedir. 1204 tarihinde kurulan Trabzon Komnenosları Prensliği’nden III.Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır. III.Alexios’un oğlu III.Manuel ve sonraki prensler döneminde de Sumela yeni fermanlarla zenginleştirilmiştir.
Doğu Karadeniz kıyılarının Türk egemenliğine girmesini takiben Osmanlı Padişahları pek çok manastırda olduğu gibi Sumela’nın da haklarını korumuşlar, bazı imtiyazlar vermişlerdir.

Sumela Manastırı’nın 18. yüzyılda bir çok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19. yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gel-miştir. Trabzon’un 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında manastıra el konulmuş, 1923′den sonra tamamıyla boşaltılmıştır.

Sumela Manastırı’nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma’dır. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir. Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bölümü yıkılmıştır.

Dar uzun bir merdivenle manastırın ana girişine ulaşılmaktadır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilmektedir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır ve 1860 yılına tarihlenmektedir. Avlunun etrafındaki binalarda odalardaki dolapları, hücreleri, ocakları ile Türk sanatının etkileri de görülmektedir.

Manastırın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir. En alt tabakanın freskleri daha üstün niteliktedir.

Sumela Manastırı’nda yer yer sökülerek alınmış olan ve oldukça harap bir görünüm taşıyan fresklerde işlenen başlıca konular İncil’den alınmış sahneler, Hz. İsa ve Meryem Ana’nın hayatı ile ilgili tasvirlerdir.

TRABZON MÜZESİ

Trabzon müzesi olarak düzenlenen konak zeytinlik caddesinde 1900’lü (1889-1913) yılların başlarında banker Kostaki Thopylaktos tarafından büyük programlı konut olarak yaptırılmıştır. Konağın mimarlarının ismi tespit edilememiştir. Ancak mimarlarının İtalyan olduğu belirlenen yapıda kullanılan bir çok malzemenin de İtalya’dan getirildiği bilinmektedir.

Kostaki Teopylaktos 1917 yılında iflas edince bu yapıyla birlikte bütün mal varlığına haciz konulmuş ve konak Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınmıştır.

Trabzon Valisi Ali Galip Bey zamanında 1927-1931 yıllarında 25.000 TL bedelle kamulaştırılarak, 1927-1931 yılları arasında Hükümet Konağı, 1931-1937 yılları arasında Genel Müfettişlik Binası olarak kullanılmıştır.

1937 yılında Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilen yapı, 50 yıl Kız Meslek Lisesi olarak hizmet vermiş, 1987 yılında müze olarak düzenlenmek üzere Kültür Bakanlığı’na tahsis yapılmıştır.

Ülkemizin sayılı Sivil mimarlık örnekleri arasında yer alan konağın bodrum katı hariç diğer kat duvarları tamamen kalem işi bezelidir. 1988-2001 yılları arasında Kültür Bakanlığınca restorasyonu tamamlanan Konak 22 Nisan 2001 tarihinde Trabzon Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Konağın bodrum katı; Arkeolojik Eserler Seksiyonu, zemin katı; Konak Teşhiri, birinci katı; Etnoğrafik Eserler Seksiyonu ve asma katı İdari Bölüm olarak düzenlenmiştir.

AYASOFYA MÜZESİ

Günümüzde müze olarak kullanılmakta olan Trabzon Ayasofya Kilisesi, Trabzon İmparatorluğu krallarından 1. Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir. İngiliz seyyah ve araştırmacı G. Finlay tarafından 1427 yılına tarihlenen Çan Kulesi kilisesinin batısında yer almaktadır. Kilisenin kuzeyinde bulunan üç apsisli şapel kalıntısı ise daha erken bir döneme ait olmalıdır.

Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethini takiben yapı, camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur. Ayasofya, yüzyıllar boyun-ca şehri ziyarete gelen seyyah ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Trabzon üzerine anlattıkları ile ünlü Evliya Çelebi (1648), Pitton Tournefort (1701), Hamilton (1836), Texier (18649), Trabzon Şakir Şevket (1878) ve Lynch (1893) yapıya önem veren kişiler arasındadır. 1868 yılında harap durumda olan caminin Bursalı Rıza Efendi’nin teşvikleriyle yeni baştan onarıldığı bilinmektedir.

I. Dünya Savaşı yıllarında sırasıyla depo, hastane daha sonraları yine cami olarak kullanılmıştır. 1958-1962 yılları arasın-da Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Edinburg Üniversitesinin işbirliği ile restore edilerek 1964 yılından sonra müze olarak ziyarete açılmıştır.

Geç Bizans kiliselerinin güzel bir örneği olan yapı, kare-haç planlıdır ve yüksek bir merkezi kubbeye sahiptir. Nartex denilen giriş holüne sahip olan bina üç neflidir. Neflerden ortadaki beş köşeli, yanlardakiler ise yuvarlak bir apsisle son bulmaktadır. Nartex’in üzerinde şapel vardır. Yapının kuzey, batı ve güneyinde üç revaklı giriş bulunmaktadır.

Kubbe ve kasnağı oniki köşelidir. Kubbe mono blok dört mermer sütun, kemerler ve pandantiflerle taşınmaktadır. Yapı ana kubbenin etrafında değişik tonozlarla örtülmüş, çatı farklı yükseklikler verilerek kiremitle kaplanmıştır.

Üstün bir işçiliğin görüldüğü taş plastiklerde Hıristiyan sanatının yanı sıra Selçuklu Dönemi İslam sanatının da etkileri görülmektedir. Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı cephesinde görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki özellikleri taşımaktadır. Binanın en görkemli cephesi güneyidir. Burada Adem’le Havva’nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılmıştır.

Güney cephedeki kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenosların sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır. Benzer bir kartal tasviri ana apsisin dışında doğu tarafta yer alır. Bu cephede, kentavr grifon gibi karışık varlıklar, güvercinler, merkezlerinde yıldız ve hilal bulunan kare panolar, içleri bitkisel motifli madalyonlar yer almaktadır.

Yapının ana kubbesinin altına rastlayan kısmında opus-sectile tarzında çok renkli mermerden yapılmış bir yer mozaiği bulunmaktadır.

Ayasofya’nın süslemelerinin önemli bölümünü meydana getiren fresklerde İncil’den alınmış konular canlandırılmıştır. Kubbede ana tasvir Hz. İsa’nın tanrısal yönünü aksettiren Pantacrator İsa’dır. Bunun altında bir kitabe kuşağı, daha altta ise melekler frizi bulunur. Pencere aralarında on iki havari tasvir edilmiştir.

Pandantiflerde değişik kompozisyonlar yer almaktadır. İsa’nın doğumu, vaftizi, çarmıha gerilişi, kıyamet günü gibi sahneler betimlenmiştir. Binanın arka kemerleri üzerindeki dairesel madalyonlarda portrelere yer verilmiştir. Yapının tonozlarında da İncil’ den alınmış dini sahneler canlandırılmıştır.

ATATÜRK KÖŞKÜ

Köşk, 19. yüzyıl başlarında Trabzon’a hakim Soğuksu Sırtlarında Konstantin Kabayanidis tarafından yazlık olarak yaptırılmıştır. Avrupa ve Batı Rönesans mimarisinin etkilerini taşıyan binada büyük ve gösterişli Avrupa simgeleri kullanılmıştır. Bununla birlikte Köşkün dış cephesinde taş işçiliği kullanılmış olup, bahçesi çam ağaçlarıyla çevrilidir. İç cephede tuğla kullanılmış merdivenler ahşap ve korkulukludur.

Katlarda karo kullanılmış ve tavanlar ampir tarzda alçı süslemelidir. Su ve ısı tesisatı ise zamanın ileri teknolojisiyle döşenmiştir. Giriş katında oturma odası, dinlenme odası, yemek odası ve misafir odası bulunmaktadır. Birinci katta çalışma odası, büyük yatak odası, bekleme odası ve toplantı odası vardır. İkinci katta ise iki küçük oda mevcuttur.

Atatürk Eylül 1924 tarihinde Trabzon’a ilk ziyaretini gerçekleştirdi. 15 Eylül’de Trabzon Belediyesine ve 3. Genel Müfettişliği ziyaretlerinden sonra Soğuksu’ya gezi amaçlı götürülmüş ve burada dinlenmek için durmuştur.

Atatürk ikinci kez Kasım 1930’da Trabzon’u tekrar onurlandırdığında Köşk’te ağırlanmış ve çok memnun kalmıştır. Haziran 1937’de kendisi için düzenlenen Köşkte iki gece kalmış ve 11 Haziran gecesi bu Köşk’te bütün mal varlığını, canından çok sevdiği Türk Ulusuna armağan etme kararı almış ve mal varlığının bir listesini hazırlayarak gereğinin yapılması için Başbakan’ a göndermiştir.

Atatürk Trabzon’daki Köşk’ ten mal varlığını milletine adarken şöyle diyordu: “İnsanın serveti manevi kişiliğinde olmalıdır. Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime vermekten ferahlık duyuyorum.”

Bilinmeyen bir sebepten dolayı Soğuksu’daki Köşk Türk Ulusuna armağan edilen mal varlığı listesinde yoktu ve ölümünden sonra kız kardeşi Makbule BOYSAN’ a kaldı.

1942 yılında Köşk Makbule BOYSAN’ dan satın alınarak aynı yıl müze olarak hizmete açıldı. Atatürk Köşkü Trabzon’a gelen ziyaretçilerin çoğunluğu tarafından ziyaret edilen tarihi bir mekandır.

CEVDET SUNAY MÜZESİ

İlimiz Çaykara İlçesine 21 km. uzaklıkta bulunan, Çaykara Sultan Murat yolu üzerindeki Ataköy beldesindedir.

1900 yılında Ataköy’de doğan, Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanlığı ve Kontenjan Senatörlüğü yaptıktan sonra 1982 yılında ölen ilimizin yetiştirdiği devlet adamı Cevdet Sunay’ın doğduğu ev, restore edilerek 2001 yılında Cevdet Sunay Evi-Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

TRABZONSPOR MÜZESİ
Maraş Caddesi Halkevi Sokaktaki Sadri Şener Sosyal Tesisleri Binasının 2. katında yer almaktadır. Trabzon’un özgün tarihi eserlerinden biri olan binadaki müze, barındırdığı kupalarla Türk futbol tarihinde önemli bir yere sahip olmasının yanında Cumhuriyet Dönemi Trabzonspor tarihinin de belleği konumundadır. Müzede en ilginç kupa ise 1958 yılında Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası’nda Trabzon İdmanocağı’nın kazandığı yarım kupadır.

Futbol Federasyonu tarafından 1958 yılında düzenlenen Türkiye Şampiyonası Finallerinde Ankara Havagücü takımı ile Trabzon İdmanocağı takımlarının puanlarının ve averajlarının aynı olması ve her iki takımın da ayrı bir maç yapmayı kabul etmemeleri üzerine Futbol Federasyonu iki takımı da şampiyon ilan etti ve kupa ortadan ikiye bölünerek her iki takıma da yarımşar olarak verildi. Şimdi kupanın yarısı Trabzonspor Müzesi’nde, diğer yarısı ise Ankara Havagücü Müzesi’ndedir

Köprüler Çeşmeler ve Su Kemerleri
Zağnospaşa Köprüsü

Zindan Kapı ile İmaret Kapısını birbirine bağlar, üst üste kemerli iki gözü olan bir köprüdür. Tarihi kaynaklar bunun yerinde iner kalkar ahşap bir köprünün varlığından söz ederler. Bununla birlikte köprü ayaklarında Roma ve Bizans işçiliği görülmektedir. Araştırmacılar köprüde dört yapı evresi tespit etmişlerdir. 15.yüzyılda Zağnos Paşa’nın onarımından sonra da köprü elden geçirilmiştir.

Tabakhane Köprüsü

Ortahisar’ın doğusunda Kuzgun Dere üzerinde kurulmuştur.Birçok onarım ve genişletme ile günümüze gelebilmiştir. İlk kuruluşu Roma dönemine l. yüzyıla kadar inmektedir. Evliya Çelebi köprünün Karakoyunluların yapısı olduğunu yazar.Bugünkü haliyle Osmanlı yapısıdır ve son şekline 19.yüzyılda kavuşmuştur.

Değirmendere Köprüsü

1891 tarihinde Nemlizadeler tarafından yaptırılmış dört gözlü bir köprüdür.Ayrıca batı tarafında birde tahliye kemeri bulunur.

Trabzon suları ve çeşmeleri bakımından da zengindir. Şehirde Osmanlı döneminde kaynak sulardan beslenen 100’ e yakın çeşme yapılmıştır. İskenderpaşa Çeşmesi, Kabak meydanı Şadırvanı, Seyyit Mehmet Çeşmesi ve Abdullah Paşa Çeşmesi önemli çeşmelerdendir.

Abdullah Paşa Çeşmesi

Zağnospaşa Kulesinin doğu girişinde yer alır. Çeşme, zamanında bugünkü Taksim Meydanındaki su makseminin önünde inşa edilmişti. Caddeler genişletilirken sökülüp atılmış sonradan bugünkü yerine yerleştirilmiştir.

Çeşme, Trabzon Valisi Haznedarzade Abdullahpaşa tarafından 1844 yılında mermerden yaptırılmıştır. Dikdörtgen formlu cephe ampir üslupta bir yapıdır. Düz sütuncelerle sınırlandırılmış birkaç kademeli saçak ve süslemeli taç kısmından meydana gelmektedir. Lüle yeri stilize hayat ağacı motiflidir. Üst köşelerde rozetler vardır. Aynalık kısmının üzerinde dokuz satır halinde 18 beyitten oluşan farsça kitabesi bulunmaktadır. Ampir üsluptaki çeşmelerin güzel örneklerinden birisidir.

Abdülhamit Çeşmesi

İskender Paşa Mahallesi’ndedir. 1891’de yapılmıştır. Yivli sütunlarla dört bölüme ayrılmış dikdörtgen biçimlidir. Sütun başlık ve tabanları akantus yapraklarıyla bezelidir. Saçağın üstünde Sultan Abdülhamit’in tuğrası vardır.

İmaret Deresi Su Kemeri

Trabzon Kalesi’nin batı yamacındaki İmaret Deresi üstündedir. 6. yüzyılda Iustinianus tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra çeşitli onarımlar geçirmiştir. Günümüzdeki su kemeri 13. yüzyıl yapısıdır. Kesme taştan 30 m. uzunluğunda, 7 m. yüksekliğindeki köprü, beş gözlüdür. Çevresindeki kayalıklarda su getiren künkler görülebilir.

Kuzgundere Su Kemeri

Kalenin doğusundaki Kuzgundere üstüne kurulmuştur. 13. yüzyıl yapısıdır. Kesme ve moloz taştan yapılmış, 8 m. uzunluğunda, 6 m. yüksekliğindeki kemer “İnce Köprü” adıyla bilinir.

Kavaklı Su Kemeri

Yenicuma Mahallesi’nde olup, 13. yüzyıla tarihlenmektedir. Kesme ve moloz taştan yapı 20 m. uzunluğunda 7 m. yüksekliğindedir.
Hanlar ve Hamamlar
Türk Devri Yapıları - Hanlar ve Hamamlar

Hanlar

Taşhan

Osmanlı dönemi avlulu, iki şehir hanlarının güzel bir örneğidir. Kaynaklara göre 1531-1533 yılları arasında Trabzon Valisi İskenderpaşa tarafından yaptırılmıştır. Muhtelif zamanda yapılan onarımlarla günümüze gelmiştir.

Kuzey çephesine geç devir dükkanları eklenmiştir. Duvarlar düzgün yontu taştan yapılmıştır. Revak kemerleri ve tonoz örtü tuğladır. Önceleri alaturka kiremit kaplı çatısı 1980 yılındaki onarımda beton mozaik olarak değiştirilmiştir.

Vakıf Han (Gön Han, Attar Han)

Bedestenin kuzey batısında yer alır. Üç katlı avlulu bir handır. Birlikte inşa edildiği güneydoğu kısmındaki caminin şadırvanı üzerindeki kitabeye göre Hicri 1196 Miladi 1781 yılında Hacı Yahya adında bir hayır sever tarafından yaptırılmıştır.

Zemin katın esas girişi doğudandır. Açık avluyu revak ve arkasındaki odalar çevirir. Birinci katın girişi güneydedir. Bu katta cephede dört dükkan, şadırvan ve caminin giriş kapısı bulunmaktadır. Avlu etrafında sıralanan odalar farklı büyüklüktedir. Kuzeyde orta kısımda bir eyvan yer alır. İkinci katta revaklı avlu odaları ve cami bulunmaktadır. Bu caminin güneydoğu köşesindeki minaresi yıkılmıştır.

Alaca Han

Bakırcılar Semtinde avlulu üç katlı bir handır. Kesin yapılış tarihi bilinmemektedir.

Yakınındaki Alaca Hamam ile birlikte 18. yüzyıla tarihlenmektedir. Bütünüyle dikdörtgen planlı han iyi bir taş işçiliği gösterir. Örtüsü alaturka kiremittir. Bütün cepheleri yapılarla kapatılmıştır. Ana giriş kapısı batı tarafta cephenin ortasındadır. Revak’lı avlunun çevresinde odalar sıralanmıştır.
Zemin katta depolar, 1 ve 2. katlarda odalar yer almaktadır.

Hamamlar

Sekiz Direkli Hamam

Pazarkapı mahallesinde yer alır. Trabzon Belediyesince onarılmış kuzeyindeki soyunmalı kısmı yeniden yapılmıştır. Soyunmalığın güney köşesinden soğukluğa girilir. Sıcaklık bölümü kare planlıdır. Köşelere yerleştirilmiş duvar yükseklikleri 2.5 m olan dört halveti vardır.

Ortada sekizgen göbek taşı ve etrafında yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanan sekiz sütün sekizgen planlı kubbemsi bir tonozu taşır. Bu tonozla yan duvarlar arasındaki boşluk çepeçevre beşik tonozla örtülmüştür. Hamamın tarihlendirilmesi tartışmalıdır. Bazı kaynaklarca Selçuklu Hamamı olarak adlandırılır. Yapının mimari özelliklerinden dolayı 18. yüzyıla tarihlendirilmesi gerekir düşüncesindeyiz.

Paşa Hamamı

Çarşı Camisinin güneyinde yer alan bir çifte hamamdır. İskenderpaşa’ nın vakıfları arasında adı geçmektedir. 1521-1533 yılları arasında yapılmış olmalıdır. Erkekler kısmı batı tarafındadır. Bu kısım soyunmalık, soğukluk ve dikdörtgen planlı sıcaklıktan meydana gelir. Kadınlar kısmı da soyunmalık, soğukluk ve iki hücreden ibaret sıcaklıktan oluşmaktadır.

Meydan Hamamı

19. yüzyılın sonlarında kazazedeler tarafından yaptırılmış bir çifte hamamdır. Erkekler bölümü doğudadır. Soyunmalık kısmı orijinalliğini korur. Soğukluktan sonra ılıklığa girilir. Sıcaklık kısmında dört eyvanlı köşe hücreli plan uygulanmıştır.

Yalnız doğudaki halvetlerin duvarları yapılmamıştır. Kadınlar bölümü kuzey-güney doğrultusunda uzanır. Soyunmalık soğukluk ve sıcaklık kısımlarından meydana gelir. Sıcaklık haçvari dört eyvanlı köşe hücreli plana sahiptir.

Categories : Gezilecek Yerler Tags : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,