Archive for Şubat, 2010
Dantel Havlu Kenarı Modeli
Motifli Tığ İşi Atkı Bere Modeli
Fulya Ve nergis Çiçeğinin Hikayesi
Fulya çiçeğinin hikayesi
Bir varmış bir yokmuş uzak ülkelerin birinde dağların
doruklarında güzeller güzeli Dağ Fulyası yaşarmış.
Baharın ilk belirtileriyle uzun kar uykusundan uyanır
güneş sıcaklığını iyice hissettirmeye başladığı günlerde tomurcuklanır yaz boyunca da çiçekleriyle çevresine binbir
renkler saçar kokusu ile güzelliği ile güzelliğinden çok o
mahçup saf duruşu ile herkesi kendine hayran bırakırmış.
Doğanın da en sevgili yavrusu herşeylerden sakınıp
gözettiği en nadide çiçeği imiş bu Dağ Fulyası. En yakın
arkadaşı Nergis’le sıcak yaz günleri boyunca gülüşürler
oynaşırlar bütün doğayı neşeyle donatırlarmış. Fulyacık
Nergis’ini çok sever bir dediğini iki etmezmiş. Elinden
gelse tüm dünyasını Nergis’le paylaşmak istermiş.
Nergis de çok güzelmiş ama Fulya’nın saflığına karşı son derece
kurnaz işveli cilveli bir kızmış. Fulya’yı çok sever onunla
arkadaşlığını sürdürmek için kendini ona benzetmeye çalışır
ama içten içe de Fulya’nın herkes tarafından sevilmesine
tahammül edemez herkes kendini daha çok sevsin istermiş.
Fulya’nın tüm çiçekleri sabırla dinleyip hepsine yardım etmek istemesine herkese çözüm getirmeye çalışmasına hayret edermiş.
Çünkü Nergis çiçek için doğadaki en önemli şey kendisiymiş
kendi duyguları kendi düşünceleri herkesin herşeyin üstünde
imiş. Fakat Fulya’ya özel bir değer verir onun hayranı olduğu
saflığını korumak için olası tüm kötülüklerden sakınmak istermiş.
Fulya ise hep tebessümle karşılarmış Nergis’i zira Doğa
annesinin de aynı koruyucu kollayıcı davranışlarına alışık
olduğu için Nergis’e ayrıca çok güvenir inanırmış.
Bu arada aşağılarda dağların vadilerin ötesindeki
ovalarda ise Bahar Rüzgârı yaşarmış…
Bu rüzgârın en sevdiği iş ovanın tüm çiçeklerine gezip
gördüğü yerleri anlatarak onlara yeni heyecanlar yeni
ufuklar göstermek ve onların hayranlığını sevgisini
kazanmakmış. Birbirinden değişik ilginç öykülerle
çiçeklerin gönlünü çelip en masum görüntüsünü takınır
en hoş sesiyle onlara birbirinden güzel şarkı sözlerilar söyler
eğlendirirmiş. Çiçekler kendilerinden geçip hayranlıkla
onu dinlerken o fark ettirmeden çiçek tozlarını alıp
koynunda gizlediği kutusuna atarmış.
Bahar Rüzgârı bu çiçek tozlarını karıştırıp bir gün kendine en
güzel kokulu en güzel renkli çiçeğini oluşturacağını hayal eder
yüreği bu hoş beklentiyle çarparmış. Fakat aldığı her çiçek
tozundan sonra yine bir eksiklik hissedip daha güzel daha ışıltılı
binbir renkli çok daha güzel kokulu çiçekler aramaya çıkarmış.
Rüzgâr bir gün yine bu amaçla ovadan ayrılıp vadiye doğru yola
çıkmış. Vadiye geldiğinde birden çok farklı bir çiçek kokusu
hissetmiş etrafına bakınmış ama görememiş.Çünkü koku
yukarılardan geliyormuş. Başını kaldırıp dağa doğru bakmış.
Tepelere yaklaştıkça kokular daha da yoğunlaşırken içlerinden
ayırt edici bir koku tatlı tatlı başını döndürüyor onu daha
yukarılara çekiyormuş. Sonunda onu görmüş. İlk önce
heyecandan yanına yaklaşamayıp uzaktan seyre dalmış.
Fulya çiçek olacaklardan habersiz pervasızca çevresindeki
arkadaşlarıyla şakalaşıyor çocuklar gibi neşeli kahkahalar
atıyor gülerken gözlerinin içi gülüyormuş. Rüzgâr nasıl olup
da bugüne kadar çevresine eşsiz ışıltılar saçan bu çiçeğin
varlığından habersiz yaşadığına hayret etmiş. Hemen harekete
geçmeye karar verip hafif hafif Fulya’nın etrafında esmeye
başlamış. Bir yandan da bildiği en güzel şarkı sözleriları söylüyormuş.
Fulya bu beklenmedik hoş esintiyi heyecanla karşılamış kendine
yeni ve çok farklı bir arkadaş edineceğini hissetmiş. Çünkü
arkadaşı Dağ Rüzgârının keskin esintisine karşı Bahar Rüzgârı
tatlı bir meltem edasıyla yapraklarını okşuyor yıpratmadan
dinlendiriyormuş. Güzeller güzeli çiçek rüzgârın coşkulu tutkulu
heyecanlı sesini büyük bir hoşnutlukla dinlemeye koyulmuş…
Rüzgar Fulya’ya ovadaki güzellikleri gezip gördüğü yerlerde
duyup işittiği ve yaşadığı ilginç hikayelerini anlatırken
onun da başını döndürüp çiçek tozlarını alacağı anı hayal
ediyor ve yüreği bu anın heyecanı ile deli gibi çarpıyormuş.
Fakat kendindeki bu yeni duygulara kendide şaşırıyor
Fulya çiçeğin tüm dünyasını merak ediyor daha yakından
tanımak için çırpınıyormuş. Bu nedenle çiçek tozlarını almak
için biraz daha sabredip Fulya ile arkadaş olmaya karar vermiş.
Rüzgâr Fulya çiçeğin dünyasına girdikçe hayranlığı daha da
büyümüş onunla konuşmak onun fikirlerini duymak kendini dinlerken hüzünlü hikayelerde hemen buğulanıveren gözlerine
dalıp gitmek neşeli hikayelerde kahkahalarına karşılık
vermek Rüzgarda tutkuya dönüşmüş.
Fulya’nın kokusu renklerindeki saflık konuşmalarında
kendini hissettiren bilgeliğini çocuksu ifade tarzı hele
sesindeki o içine işleyen ince tını bugüne kadar hiçbir çiçekte rastlayamadığı özelliklermiş. Fulya ise dinlediği o harika hikayelerle kendini dünyanın her yerine götürdüğüne inandığı
bu yeni arkadaşı yüzünden tüm arkadaşlarını ihmal etmeye başlamış. Zamanını hep Rüzgarla beraber geçirmek istiyormuş.
Zira Rüzgâr öyle güzel konuşuyor ve o kadar çok şey biliyormuş
ki Fulya’nın dünyası yepyeni renklerle bezeniyormuş.
Günler geceler boyu birlikte konuşmuşlar gülmüşler
ağlamışlar. Bahar Rüzgârı Fulya’nın bütün güvenini kazanmış. Fulya bu arada Nergis’i ihmal etmemeye çalışıyor onada
rüzgâr’ın anlattıklarını anlatıyor ve ikisini tanıştırırsa birlikte
harika bir dünya kuracaklarını çok eğleneceklerini söylüyormuş. Nergis Fulya’yı ilk kez bu kadar heyecanlı görüyor ve onu
bu kadar etkileyen birini çok merak ediyormuş.
Rüzgâr ise çiçek tozlarını aldığı takdirde Fulya’nın
arkadaşlığını kaybedeceğini bildiğinden bu çok istediği
beklediği anı sürekli erteliyormuş. Fakat aklında da
yaratacağı o muhteşem çiçek olduğundan dağdaki diğer
çiçeklerle arkadaşlık kurup onlarada aynı hikayeleri aynı
şarkı sözleriları anlatarak başlarını döndürüyor ve çiçek tozlarını
alıp saklıyormuş. Bir gün Fulya Rüzgâr’ın tüm yaptıklarını görmüş. Fakat çiçek tozlarını saklamasını anlayamamış.
Zira çiçek tozları çiçekler için hayati önem taşıyormuş.
Tüm çiçek arkadaşlarının ertesi baharlarda yeniden canlanıp gün
ışığına kavuşmaları için bu tozların yeniden toprağa düşmesi
gerekiyormuş. Oysa rüzgâr onları kendine saklayarak çiçeklerin
ömürlerini sona erdiriyormuş. Fulya çok üzülmüş onun derin
düşünceli hali Doğa annesini de endişelendirmiş. Bu arada Fulya
istemeyerek Bahar Rüzgârı’nı Nergis’lede tanıştırmış. Ama Nergis’in
çok akıllı olduğunu ve Rüzgâr’ın büyüsüne kapılmayacağını
düşünüyormuş. Oysa Rüzgâr Nergis’in ışıltılı renklerini öyle bir
övgülerle anlatmaya başlamış ki.. Hele Rüzgâr’ın şarkı sözlerilarında ki
o heyecanlı sesi duyunca Nergis de tüm diğer çiçekler gibi
büyülenmiş ve çiçek tozlarının gitttiğinin farkına bile varmamış.
Fulya büyük bir korku ve üzüntü ile olanları izliyormuş.
Hemen evine dönüp Rüzgâr’a evinin tüm kapı ve
pencerelerini sıkı sıkıya kapatmış. Rüzgâr Fulya’nın olanları gördüğünden habersiz kendinden emin bir şekilde büyük
bir kibir ve iki yüzlülükle Fulya’nın evinin önüne gelmiş. Her zamanki gibi Ona ne eşsiz bir çiçek olduğunu kokusuyla onu büyülediğini çok uzaklardan bu koku ile kendisini çekip
getirdiğini en etkileyici sesi ile söylemeye başlamış.
Fulya çok büyük üzüntüler içinde perdenin arkasından sessizce Rüzgâr’ın anlattıklarını dinliyormuş. Rüzgâr kapıların
açılmayışına anlam verememiş. Tekrar Fulya’ya ne kadar
çok değer verdiğini söyleyip en hüzünlü sesiyle ona şarkı sözlerilar söylemeye devam etmiş. Fulya gözyaşları içinde kapılarını
açmadan Rüzgara her şeyi gördüğünü ve yaptıklarını çok
yanlış bulduğunu çiçeklerin yaşamlarının sürekliliği için
o tozlara ihtiyacı varken kendisinin büyük bir duyarsızlıkla
herşeyi önceden planlayarak tozları çaldığını söylemiş.
Rüzgâr Fulya’nın tepkisini çocukça ve anlamsız bulmuş.
O tozlara kendi mükemmel çiçeğini yaratmak için ihtiyacı olduğunu Fulya’ya anlatmaya çalışmış ama Fulya onun yaptıklarını asla anlayamayarak bencillikle suçlayınca
büyük bir kızgınlıkla oradan uzaklaşmış. Nergis ise
olanlardan habersiz Rüzgârla arkadaşlığına devam
ediyormuş. Rüzgâr kendi mükemmel çiçeği için sakladığı
tozları arasında Fulya’nın eksikliğini içinde duyarak
kutusunu açmış bir daha ki bahara kendi muhteşem
çiçeğini oluşturmak amacıyla çiçek tozlarını toprağa
serpmek istediğinde birde ne görsün tozların hepsi
kutunun içinde günlerce havasız kalmaktan
bozulup küflenmemiş mi?
Rüzgâr her çiçek tozunun kendi doğal ortamı içinde sadece
ait olduğu çiçek olarak yaşayabileceğini çok geç anlamış.
Yinede büyük bir kibirle doğanın kanunlarına karşı geldiğini binlerce çiçeğe sonbaharı yaşattığını görmezden geliyor
diğer yandan içinde Fulya’nın yokluğundan kaynaklanan
büyük bir boşlukla tüm hedef veamaçları
tükenmiş bir şekilde avare esip duruyormuş…
Fulya gördüklerine yaşadıklarına dayanamıyor büyük acılar çekiyormuş. Hele bir dahaki baharda hiçbir arkadaşının olamayacağını düşündükçe Nergis’inin bile Rüzgâra
kapılıp gittiğini görmek onu kaybettiğini bilmek Fulya’nın
büyük üzüntülerle hastalanmasına neden olmuş.
O incecik zarif boynu bükülmüş günden güne sararıp
solmuş. Doğa anne üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyor
en değerli yavrusunun gözünün önünde eriyip gitmesini
hastalıktan ölecek hale gelmesini önleyecek çareler arıyormuş.
En sonunda aklına çok güzel bir fikir gelmiş. Hemen Dağ Fulyası’nın yanına gelerek onun vaktinden çok
önce uyumaya başlaması gerektiğini söylemiş.
Fulya çiçek derin üzüntülerle minicik yüreği çok yorgun olduğundan henüz daha bahar aylarında olmasına rağmen
annesinin kollarında kolayca uyumuş.. Günler haftalar aylar boyunca hiç uyanmamış.. Böylece tüm yaz ve sonbahar aylarını uykuda geçiren Fulya bir gün kulağında Doğa annesinin
tatlı mırıltılarını duyarak gözlerini açmış. Yüreğinin nedenini
henüz bilemediği büyük bir huzur ve mutluluk ile dolu
olduğunu hissediyormuş. Gördüklerini anlamaya çalışıyor
muazzam bir beyazlığın ortasında gözleri kamaşıyormuş.
Adeta tüm evren bu güzel ve cesur çiçeğin yüreğini huzurla doldurmak istercesine büyük bir sessizlik içindeymiş. Karların Prensi ise büyük bir şaşkınlıkla kardan pelerinin altından
adeta yüreğini delip çıkan bu çiçek karşısında nefesi tutulmuş gözlerine inanamayarak bu güzel çiçeğin yaşama yeniden gülümsemesini izliyormuş. Hayatında ilk kez böylesine
güzel bir çiçekle karşılaşmış. Zaten zavallıcık hayatı boyunca
hiç çiçek bile göremiyormuş ki kış boyunca doğadaki
tüm canlılar kış uykusuna yatar her yer derin bir sessizliğe gömülürmüş. Fulya da doğaya böylesine muazzam
güzellikler veren ve büyük bir huzur içinde uyumasını
sağlayan karlar prensine mutlulukla gülümsüyormuş.
Tüm ruhu ve incecik zarif gövdesi ile sadece karlar prensine yönelmiş gözleri sadece onu görsün yüreği sadece onu duysun istemiş. İşte; o günden beri tüm doğa Dağ Fulyasına
KARDELEN demeye başlamış. Zira karları delip yeryüzüne çıkabilen tek çiçek Kardelen olmuş. Karların ve Karlar
Prensi’nin tek çiçeği … Kardelenle Karlar prensi birbirlerine
hiç beklemedikleri bir anda kavuşmanın sevinci ile
sonsuza dek büyük bir mutlulukla yaşamışlar…
Soğanlı Bitkiler Ve Yetiştirilme Şekilleri
Her mevsim, iklim ve yere uygun bir soğanlı bitki mutlaka vardır. Kış sonunda toprağı delen kardelenlerden başlayarak, müge, safran, fulya, nergis, sümbül, anemon ve laleler ilkbaharda, begonia, zambak, yıldız ve glayöl çeşitleri ise yazdan sonbahara kadar bahçelerimizi şenlendirir.
Evde yetişebilen soğanlı bitkiler de hatırı sayılacak kadar çeşitlidir. Kaladyum, amaryllis, frezya, gala ve zambak cinsleri gibi.. Ayrıca baharda açan soğanları bu mevsimde dikerek ilkbaharı salonlarınızda karşılayabilirsiniz.
Soğanlı bitkiler besinlerini köklerinde taşıdıkları için özellikle ilk yıl fazla özen gerektirmeden çok güzel açarlar. Ertesi yıl da aynı verim isteniyorsa çiçekleri geçtikten sonra, yaprakları kuruyana kadar iyi sulanıp beslenmelidir. Bu şekilde soğanlar gelecek yıl için yeterli besini depolayabilecektir.
Soğanların bir kısmı toprakta bırakılırken, bir bölümü de sökülüp, kuru toprak veya kum içinde dikim zamanına kadar saklanır. Saksıda yetiştirilen bahçe soğanları ise (sümbül, lale gibi) ertesi yıl bahçeye dikilir. Saksı için yeni soğanlar alınır.
Bu köşede balkon, bahçe ve evde yetiştirebileceğiniz soğanlı bitkileri ve bunlar hakkında gerekli bilgileri sırasıyla yazalım.
SOĞANLI BİTKİLERİN EVDE YETİŞTİRİLMESİ
Baharı salon veya mutfağınızda açan mis kokulu sümbüllerle karşılamak ister misiniz? Öyle ise üç günde soluveren kesme çiçekler yerine saksıda yetiştireceğiniz soğanlı bitkilerle haftalarca bu güzelliğin keyfini sürebilirsiniz.
Bunun için bir alışveriş merkezinin bahçe bölümünü ziyaret etmeniz yeterli.. Eylul ayından itibaren bahçe soğanları satılmaya başlanıyor. Ev için safran (crocus) ve sümbülün her çeşidi, nergis ve lalelerin kısa boylu ve erken açan cinsleri uygundur.
Saksıların dibine drenaj için kiremit parçaları veya çakıl koyun. Yarıya kadar toprak doldurun. Soğanları birbirine değmeyecek şekilde bastırmadan yerleştirin.. Üzerine soğanlar örtülünceye kadar toprak ekleyin. Hafifçe bastırın ve sulayın. Saksıları soğuk ve karanlık bir yere yerleştirin. Bodrum, camekanlı balkonda bir dolap içi olabilir veya saksıların üzerine siyah naylon poşet geçirebilirsiniz. Saksıları 2 ay kadar öylece bırakın. Ara sıra kontrol edin.Toprağı kurumuşsa biraz sulayın.
6-10 hafta içinde soğanlar uç verecektir. Karanlıktan önce gölge, bir iki gün sonra da aydınlık bir yere alın.Yapraklar uzayıp tomurcuk sapları kendini gösterince saksıyı evde direkt günışığından uzak aydınlık bir yere yerleştirin. Düzenli olarak sulayın.Saksıları ara sıra çevirin. Çiçekler bittikten sonra saksıları dışarı çıkarabilirsiniz. Yapraklar kuruyuncaya kadar sulamaya devam edin. Soğanları kuru bir yerde saklayın. Sonbaharda bahçeye ekebilirsiniz.
Alacağınız soğanlar çürüksüz, hastalıksız olmalıdır. Sümbülleri tek dikebilirsiniz ancak diğerlerini grup halinde dikerseniz daha gösterişli durur. Paketin üzerinde çiçek açma tarihi yazar. Farklı zamanlarda açan soğanlar seçerseniz, şubattan mayısa kadar sürekli çiçek elde edebilirsiniz.
soğanlı bitkilerden bazıları
FREZYA (Freesia)
Frezyalar parlak renkleri ve emsalsiz kokusuyla kış aylarında kesme çiçek olarak evlerimizi şenlendirir. Biraz özenle bu güzel çiçeği bahçemizde de yetiştirebiliriz.
Frezya iyi drenajlı hafif toprak, kuytu ve güneşli bir yer ister. Minik soğanlar nisan ayında 5 cm. derinlikte ve 10-15 cm. aralıklarla dikilir. Düzenli su verilir. Temmuz’dan Ekim’e kadar sürekli çiçek açar. Bitki sarardıktan sonra soğanları dikkatlice sökülür. Kuru kum içinde bahara kadar saklanır.
SÜMBÜL (Hyacintus)
Zarafeti ve güzel kokusuyla eskiden beri şiirlere, şarkılara konu olan sümbüller geleneksel çiçeklerimizdendir. Ülkemizde tabii olarak bulunan bu çiçek zamanla Avrupa’ya götürülmüş, özellikle Hollanda’lı çiçekçiler tarafından aşılanarak pek çok çeşidi elde edilmiştir.
Tabii sümbüller uçuk pembe, mavi ve beyaz renklerde, yalınkat olur. Ağır ve tatlı bir kokusu vardır. Dikildiği yerde sürekli çoğalır ve yetiştirilmesi kolaydır.
Hollanda sümbülleri ise çok zengin renklere sahiptir. Çiçekleri kalın bir sapın çevresinde katmerli ve çok sayıdadır. Cinsine göre ağır veya hafif kokulu olabilir.
Sümbül soğanları Eylül-Ekim aylarında iyi gübrelenmiş toprağa 15 cm. derinlik ve 20-30 cm. aralıklarla dikilir. Tabii sümbüller Mart- Nisan, Hollanda sümbülleri ise Nisan-Mayıs aylarında açar. Soğanları topraktan çıkarmaya gerek yoktur.

ZAMBAK (Lilium)
Zambak çiçeği insanlık tarihinde çok eski bir geçmişe sahiptir. Öyle ki bundan 3000 yıl önce yetiştirildiğine dair kayıtlar vardır. Çok fazla çeşidi üretilmiştir. Zambak yetiştirmek kolay değildir. Sabır ve bilgi gerektirir.
Zambak soğanları genellikle Ekim ayında dikilir. İyi drenajlı, rüzgar almayan ve güneşli bir yer seçilir. Humus veya gübreyle zenginleştirilmiş toprakta 20 cm. derinliğinde bir çukur açılır. Çukurun dibine biraz iri kum serpilir. Kökler yaygın bir şekilde yerleştirilir. İyi toprakla çukur doldurulur. Hafifçe bastırılır.
Bahar ve yaz aylarında düzenli ve bol su gerektirir. Çiçeği açıp bittikten sonra da zambak sulanıp beslenmeye devam edilir. Solan çiçekler kesilir ama sap kısmı sonbaharda kendiliğinden kuruyuncaya kadar bırakılır. Soğanları topraktan çıkarmaya gerek yoktur.
NERGİS (Narcissus)
Nergisler şüphesiz soğanlı bitkilerin en tanınmış üyelerinden biridir. Yetiştirilmesi çok kolaydır. Soğanları bir kere dikildikten sonra topraktan çıkarılmaz. Yıldan yıla çoğalarak olduğu yerde yayılır. Nergislerin ana rengi sarı olmakla beraber beyaz, portakal rengi veya iki renkli olanları da vardır. Çiçeklerin farklı boyut ve biçimlerde, kokulu ve kokusuz çeşitleri bulunur.
Nergisler normal bahçe toprağında, güneşte veya hafif gölgede yetişebilir. Soğanlar Eylül başlarında 10- 15 cm. derinliğinde dikilir. Çiçekler cinsine göre Şubat ve Nisan arasında açar. Bitkinin yaprakları kuruyana kadar kesilmemelidir.
GİRİT LALESİ (Ranunculus)
Girit lalesi pençe adı verilen köklerden yetiştirilir. Gösterişli çiçekleri suda uzun süre dayanır. Ayrıca sevilen bir bahçe çiçeğidir.
Pençeler Mart ayında güneşli bir yere 5 cm. derinlik ve 15 cm. aralıklarla dikilir. Mayıs ve Haziran’da açar. Bitki kuruduktan sonra pençeler topraktan çıkarılıp kuru kum içinde saklanmalıdır.
LALE (Tulip)
Bir devre adını veren bir çok sanat dalının değişmez motifi olan lale aynı zamanda milli çiçeklerimizdendir. Ne yazık ki bu zarif çiçeği park ve bahçelerde eskisi kadar sık göremiyoruz.
Lale bahçede olduğu kadar saksılarda da yetiştirilebilir. Farklı zamanlarda açan yüzlerce çeşidiyle Mart’tan Mayıs sonuna kadar göz zevkimizi okşayan çiçeklerini eksik etmez.
Lale soğanları mümkün olduğu kadar geç dikilmelidir. Soğanları çeşidin çok olduğu Eylül- Ekim aylarında satın alın. Serin ve karanlık bir yerde muhafaza edin. Kasım sonlarında toprağa dikin.
Soğanlar 15 cm. derinlik ve 10-15 cm. aralıklarla dikilir. İyi işlenmiş bahçe toprağı ve bol güneş ister. Düzenli sıralar halinde olabileceği gibi soğanları toprağa serpip oldukları yere dikerek tabii bir manzara da elde edebilirsiniz.
Özellikle çim alanlarda böylesi göze daha hoş görünür. Yalnız ilkbaharda lalelerin yaprakları kahverengileşmeden biçilmemelidir. Çiçekleri geçtikten sonra laleler sulanıp arada sıvı gübreyle beslenirse soğanı kuvvetlenir ve ertesi yıl tekrar açar. Soğanları topraktan çıkarmaya gerek yoktur.
GALA (Calla lily)
Bu gösterişli bitki kesinlikle bahçeye ayrı bir hava verir. Suyu çok sevdiği için havuz kenarlarına veya fazla sulak yerlere dikilebilir. Son zamanlarda çok değişik renklerde gala üretilmekle beraber dış mekan için en dayanıklı olan beyaz çiçeklilerdir.
Rizomları yaz sonuna doğru ayrılarak humuslu toprakla doldurulmuş bir saksıya dikilir. Üzerinde yaprağı olabilir. Önceleri az sulanır. Bitki büyümeye başlayınca artırılır.
Saksıda yetişebilir. Yahut humuslu toprağa bahçeye de dikilebilir. Bahar ve yaz boyunca çiçekleri geçene kadar toprağı hep ıslak tutulmalıdır. Daha sonra suyu azaltılır.
ZEPHYRANTHES
Son derece zarif, bahçe ve balkonlarımızda kalıcı bitki olarak yetiştirebileceğimiz bir çiçektir. İğne biçimli yaprakları, çiğdeme benzer beyaz çiçekleri vardır. Temmuz ve Ağustos aylarında sürekli açar. Boyu 15 cm. kadar uzar. Pembe ve sarı çiçekli olan cinsleri de vardır ama bunlar soğuğa daha az dayanıklı olup, limonluklarda yetiştirmeye elverişlidir.
Özellikleri
Soğanları Nisan ayında bol güneş alan bir yere 5 cm. derinlik ve 10 cm. aralıklarla dikilir. Toprağı kumlu olmalıdır. Ayrıca ilkbahar ve yaz boyunca köklerinden ayrılarak dikilebilir. Kolayca tutacaktır. Suyu sever. Saksı ve çiçekliklerde de çok güzel durur.
Nar Suyunun Faydaları
Nar suyunun faydalarını biliyor musunuz? 
- Nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan korur.
İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engellemektedir. Nar tanelerinden ziyade, tüm meyveden üretilen nar suyunun kırmızı şarap ve yeşil çaya nazaran üç kat daha güçlü antioksidan etkiye sahip olduğu bulunmuştur.
Meyve kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içerir. İshal kesici ve kurt düşürücü özelliği vardır. Kanlı ishalde kullanılır. Meyve kabuğu ekstresinin güçlü virüs ve mikrop öldürücü özelliği de vardır. Cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösterir. Meyve kabuğu tanenlerinin antioksidan ve anti-tümör etkileri de bilinmektedir.
Yapılan araştırmalara göre narda, serbest radikallere karşı güçlü etkisi olan çeşitli vitaminler, mineraller, enzimler, antioksidanlar var. Serbest radikallerle en iyi mücadele yolu bu antioksidanları tanımak ve dışarıdan doğru besinleri seçerek bunların etkinliğini en üst düzeyde tutmaktır.
Bugün için bilinen en güçlü antioksidanlar; C ve E vitaminleri, glutatyon, lutein, N-Acetylcystein, keratonoidler, flavonoidler, koenzim Q-10, alfa lipoik asit ve selenyumdur. Nar suyu da doğal antioksidanlardan biridir. Nar ayrıca diğer bir antioksidan vitamin olan C vitamini yönünden de zengindir. Vücudumuz için önemli mineraller olan demir ve potasyum içeriğine sahip bir meyvedir.
Narın mikro besin içeriğine bağlı, vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunduğu bazı çalışmalarla ortaya konulmuştur. Narın idrar söktürücü, kan yapıcı, enerji verici ve tansiyon düşürücü özelliği de vardır.
Nar ve Faydaları
Narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor. Narın bilinen bazı faydaları:
Tansiyonumuzu olumlu bir şekilde düzenler 
Kalbimizi korur düzenli çalışmasına destek olur
Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır
Enerji verir, yorgunluğu giderir
İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar
Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur
Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller
Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar
İshali (diare) önler tedavide destek sağlar
Ciltte olumlu katkısı vardır, pürüzsüz görünüm sağlar
Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır.
Nar Çiçeğinin Faydaları İse Şöyledir:
Nar çiçeği bağırsak yara ve iltihaplarını iyileştirir. Boyun tutulmasında nar çiçeği lapası boyna konursa şifalı gelir.
Narın kabuğu çay gibi demlenerek içildiğinde, mide ve bağırsak hastalıkları ile ishal ve dizanteriye karşı oldukça faydalı olmaktadır.
Narın çiçeğinde ise, kabız ve kurutma kuvveti vardır. Eski cerahetler ve yaraların iyi olmasını sağlar. Tozunu yaralara ve cerahetlere ekmekle, nar çiçeğini kaynatıp suyu ile ağzını çalkalasalar oynayan dişleri ve bozuk diş etlerini iyileştirir. Narın kabuğu da başlı başına bir ilaçtır. Nar kabuğunun esas görevi, solucan veya kurt türlerini vücuddan yok etmek temizlemektir. Nar kabuğunda nar çiçeğinin (gülnarın) bütün kuvvet ve tesiri mevcuttur.
Kanı teskin etmek için nar kabuğu, zaç rumi, şab, her birinden aynı miktarda alıp ezip döverek kan akan yere ekilir. Kanı durdurur.
• Narın meyvesi ve suyunun yanı sıra çiçekleri ve kabuğu da yararlarıdır. Nar çiçeği bağırsak yara ve iltihaplarını iyileştirir. Boyun tutulmasında nar çiçeği lapası boyna konursa şifalı gelir.
• Narın kabuğu çay gibi demlenerek içildiğinde, mide ve bağırsak hastalıkları ile ishal ve dizanteriye karşı oldukça faydalı olmaktadır.
Nar çiçeğinin (Gülnar), Hindistan’da şeker hastalığında kullanıldığını söyleyen Prof. Başer, soğukta sıkılmış nar tohumu yağında en az 70 oranında punisik asit ve türevlerinin bulunduğunu, bu yağın da güçlü antioksidan özelliğe sahip olduğunu vurguluyor.
Nar ın Tıbbi Kullanım Alanları
nar ın Etki ve Kullanımı:
Bitkinin tıbbi etkileri ile bunlardan yararlanma yöntemleri aşağıda verilmiştir:
• Nar ağacının kurutulmuş kök, gövde ve dal kabukları yakın zamanlara kadar en etkin tenya düşürücü olarak kullanılmıştır. Ancak, içerdiği alkaloitlerin insan için de birtakım zehirleri içermesi nedeniyle, bu kabuklar günümüzde kullanılmamakta, yerine, nar meyvesinden elde edilen infüzyondan yararlanılmaktadır.
• Ayrıca nar kabuklarının infüzyonu peklik vericidir. Narın çiçek ve tohumlarının sıkılmasıyla elde edilen su da aynı amaçla kullanılır.
• Olgun nar meyvesinin sıkılmış suyunun içilmesi ya da tanelerinin yenilmesi idrar söktürücü, sindirimi kolaylaştırıcı ve güçlendirici (tonik) etkiler sağlar.
• Doku ve damar büzücü etkileri nedeniyle, nar meyvesinin kabuklarının kurutulup toz halinde öğütülmüş hali, yaralarda kanı kesici olarak kullanılır.
• Aynı tıbbi nitelikleri nedeniyle, bu kabuklardan elde edilen dekoksiyon ağır diyare ve hatta dizanteriye karşı kullanılabilir.
Yukarıda sözü edilen infüzyon şöyle hazırlanır ve kullanılır: Soyulan narın kabuklan iyice kıyılır. Bunlardan 3-5 tatlı kaşığı alınıp üzerine 1 bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika süreyle demlendirilir. Bu infüzyondan, sabah ve akşamları olmak üzere günde iki kez birer bardak alınabilir.
Dekoksiyon da aynı miktarda nar kabuğunun 1 bardak suyla kaynama noktasına kadar ısıtılıp daha sonra 10-15 dakika daha kısık ateşte ısıtılmasının sürdürülmesiyle hazırlanır. Dekoksıyonun alınma dozajı da aynen infüzyonunki gibidir.









