Archive for Ekim, 2008
Dövmenin Cerrahi Olarak Çıkarılması
DÖVMENİN CERRAHİ OLARAK ÇIKARILMASI
Bu yöntemde, dövme cerrahi olarak (yani uyuşturulup, bistüri ile çevresinden kesilerek) çıkarılır, oluşan yara ya dikilerek kapatılır (dövme ufaksa) yada başka bir yerden (bacak yada kasıktan) deri alınarak deri yaması ile kapatılır (dövme büyükse açılan yara ancak deri yaması ile kapatılabilir). Bu yöntem ile dövmeden kesinkes kurtulursunuz fakat geride bir dikiş izi yada deri yamasına bağlı ciddi bir iz kalır. Bu yöntem sonunda kesinlikle estetik olmayan ciddi izler kalır.
Peki sonuç estetik olmamasına rağmen neden dövmeler bu şekilde çıkarılıyor?
Bunun dini sebepleri vardır. Bazen kişi gençliğinde dine ilgi göstermiyor, dövme yaptırıyor, ileriki yaşlarda ise daha çok dine dönüyor ve gençliğinde namaz kılmayan, abdest almayan kişi namaz kılmaya ve abdest almaya başlıyor. Böyle dindar hastalar, dövme mürekkebinin abdest almaya engel olduğunu, suyun cilde
temasını engellediği söyleniyorlar. Bu sebeple dövmenin tamamen çıkarılmasını ve geride hiç pigment kalmamasını istiyorlar, dikiş izi hiç önemli değil diyorlar. Dövme, lazerle çıkarıldığında ise, geride mikro düzeyde dahi olsa pigment kaldığı için dini sebeplerle dövmenin çıkarılmasını isteyenler lazer yöntemini pek tercih etmiyorlar. Tabi ki dövme çevresinden kesilerek çıkarılınca geride hiç bir artık kalmamış oluyor. Bazende, dövme büyükse bir kaç seansda dövmeyi çıkarabiliyoruz.
Örneğin ilk sensda dövmenin ortasından bir parça çıkarılıp dövme ufaltılıyor, kalan yara dikilerek kapatılıyor; aradan 2-3 ay geçip o bölge derisi gevşeyince kalan kısımda çıkarılıp dikilerek kapatılıyor. Deri yaması istemeyen hastalarımıza bu yöntemde uygulanabiliyor ama dediğim gibi bu şekilde ancak bir
kaç seansda dövmenin tamamı çıkarılabiliyor. Estetik açıdan iyi bir yöntem olmamasına karşın, yukarıda bahsettiğim gibi daha çok dini sebeplerle dövmenin çıkarılmasını isteyen hastalarımıza uygulanan bir yöntemdir.
Aslında bu konuda dövme sanatçılarının farklı bir düşünceleri var. Dediklerine göre profesyonel dövme, abdeste engel değildir; çünkü profesyonel dövmede pigmentler derinin içine veriliyor ve suyun cilde temasına engel olmuyor. Aksine hint kınası ile yapılan geçici dövmenin abdeste engel olduğunu savunuyorlar.
Geçici, hint kınası ile yapılan dövmede, pigment cildin üstüne fırça ile sürülüyor ve suyun cilde temasını önlüyor; böylece abdest almaya engel oluyor. Bu yüzden dövme sanatçılarına göre profesyonel dövme abdest almaya engel değildir; asıl geçici dövme (tatil yörelerinde hint kınası ile yapılan dövme) abdest almaya engeldir.
DERMABRAZYON (CİLDİN HIZLA DÖNEN METAL TOPLARLA ZIMPARALANMASI)
Dermabrazyon, cildin üst katmanlarının hızlı dönen bir cihazla sıyrılması, zımparalanmasıdır; ameliyathane şartlarında uygulanır. Bu yöntemde renk hassasiyeti yoktur, tüm renkler aynı oranda çıkartılabilir. Sadece dermabrazyon ile dövmelerin tamamen çıkarılması zordur, bir kaç seans uygulanması gerekebilir fakat özelikle renkli dövmelerde bir kaç seans halinde denenebilecek bir yöntemdir. Burada şu nokta unutulmamalıdır: dermabrazyonla ciltte iz bırakmadan dövmenin tam anlamı ile çıkarılması çok zordur. Dermabrazyon sırasında cilt yüzeyel olarak zımparalandığı için derinde kalan pigmentler çıkarılamayabilir ve
bu durumda dövme sadece biraz silikleşmiş olur. Dermabrazyon biraz daha agresif yapılıp cildin daha derin katmanları da zımparalandığında ise ciltte ciddi izler kalabilir. Bu yüzden dermabrazyon derinliğini çok iyi hesaplamak ve uygularken çok hassas uygulamak gerekir. Genellikle cerrahlar dermabrazyon derinliği
hakkında -iz bırakmamak için- korkak davranır ve dermabrazyonu nispeten yüzeysel uygularlar ve dövme tam anlamı ile çıkmaz, sadece silikleşir. Tabii ki bu, hastada yeni bir iz oluşturmamak için, hastanın güvenliği içindir. Aşağıda linkini göreceğiniz makalede çok iyi sonuç alınmış bir vakanın sonuçlarını
görebilirsiniz.
DÖVMELERİN LAZERLE SİLİNMESİ
Üçüncü yöntem olan lazer ise günümüzde uygulanabilecek en iyi yöntem gibi görünüyor. Yine de lazer bile ideal bir dövme silme yöntemi değildir, avantaj ve dezavantajları vardır. Örneğin lazer, bazı renkleri daha kolay çıkarır, bazı renklerde zorlanır. Lazer ile en kolay çıkabilen renkler siyah ve çok koyu mavi renktir.
Renkli (yeşil, kırmızı, turkuvaz) dövmelerin çıkarılması zordur. Lazer, bazı renklere hassas, bu renkler tarafından soğurulan (tutulan) yoğun bir ışın demetidir. Dövmeli alana gönderilen bu ışın demeti, tutulduğu renkleri içeren hücreleri haraplar böylece pigmenti o bölgede tutan hücreler öldükçe dövme silikleşir. Dövmenin cinside lazer ile silmede önemlidir.
Amatör dövme, lazerle daha zor silinir, çünkü pigment el ile cildin çeşitli katmanlarına verilmiştir. Lazer, belli bir derinliğe etki ettiğinden, bu katmanın üstündeki yada altındaki pigmentler lazerden etkilenmeyecektir. Bu yüzden pigmentin tek bir katmana verildiği profesyonel dövmeler (özel makina ile yapılır) lazer ile daha homojen silinir. Günümüzde dövmeleri silmek üzere üretilmiş çeşitli lazerler vardır. Q-Switched Ruby lazer, Q-Switched Alexandrite lazer, Q-Switched ND:YAG lazer, Versapulse lazer ve Vasculight lazer bunlara örnektir.
Dövme silinmesinde lazerin etkisi ve kaç seansda dövmenin silinebileceği, dövmenin rengine, büyüklüğüne, profesyonel yada amatör olmasına, pigmentin ne derinlikte olduğuna bağlıdır. Bu yüzden dövme görülmeden kaç seansda silinebileceği, ne kadar silinebileceği ve silme ücretinin ne olacağı söylenemez. Lazer uygulamaları, yapılacak işlemin büyüklüğüne bağlı olarak 10-45 dakika sürer. Uygulamalar arasında 4-8 hafta bulunmalıdır. Bu süre, lazer ile yakılan pigment içeren hücrelerin vücuttan atılması için gereklidir. Bazı
vakalarda 4-5 uygulama yeterli gelirken bazı vakalarda 6-8 seans uygulama yapmak gerekebilir. Uygulama sonrası o bölgeye günde 2-3 kez yağlı ve antibiyotikli bir pomad sürülür. Arada bir nazikçe yıkanır, yıkarken ovalanmaz, yıkadıktan sonra kurulanır (havlu ile silerek değil, havluyu o bölge üzerine basıp kaldırarak
kurulanır) ve pomad tekrar sürülür.
Q-Switched Ruby Lazer
Dövme silmede kullanılan ilk lazerdir. Dalga boyu 694nm dir ve bu ışın yeşil renk tarafından soğurulur. Bu özelliği, Q-Switched Ruby Lazeri (silmesi en zor renklerden olan) yeşil renkli dövmeleri silmede güçlü kılar.
Yandaki resimde ruby lazerin etkisi görülüyor. Başlangıçta içiçe 2 balon var, ve balonlardan içtekinin içinde mavi-yeşil bir toz bulunuyor. Dıştaki balon ise renksiz. Ruby lazer bu balonlara tutulduğunda içteki pigmentli toz sebebiyle lazer ışınını tutuyor ve içteki balon patlıyor. Dıştaki balon ise renksiz olduğundan lazer ışınını tutmuyor ve ışın, balona zarar vermeden içinden geçiyor.
Q-Switched Nd-YAG (neodymium: yttrium-aluminum-garnet lazer)
Bu lazer, 1991 den beri kullanılmaktadır. Bu lazer 1064nm dalga boyunda lazer ışını üretir ve daha çok koyu mavi ve siyah renkte dövmeler için idealdir. Işının frekansını artırıcı bir kristal kullanılarak 532nm dalga boyunda Nd-YAG lazer ışını da üretilebilmektedir; bu lazer ise kırmızı ve turuncu renkli dövmeleri silmede
etkilidir.
Q-switched Alexandrite Lazer
Bu lazer, 1992 yılından beri kullanılmaktadır ve 755nm dalga boyunda lazer ışını üretir. Bu dalga boyu, Q-Switched Ruby ve Q-Switched Nd-YAG lazerlerin arasındadır. Bu yüzden yeşil ve mavi-siyah dövmelere
etkilidir.
Her lazeri dövme silmede kullanamayız, çünkü dövme silmede kullanılan lazerlerin, epilasyon lazerlerinden daha fazla enerji vermesi ve canlı dokuya etki etmemesi, sadece dövme pigmentine etki etmesi gerekiyor. Bu yüzden cilt gençleştirmede kullanılan bir erbium lazeri yada bir karbondioksit lazeri dövme silmede kullanamayız. Q-Switched lazerler, diğer lazerlere göre daha yüksek enerjiyi, çok hızlı verip keserler (diğer lazerler milisaniyeler içinde ışın verirken Q-switched lazerler nano-saniyeler içinde ışını verip keserler), ışının cilde penetrasyonu daha iyidir. Bu sebeple, Q-Switched lazerler, canlı dokuya etki etmeden sadece pigmente ulaşır ve onu parçalar. Bu lazerlerin isimlerindeki Q eklentisi de bu özelliklerinden geliyor (Quick-Switched: düğmesi hızlı açılıp kapanan denebilir)..
DÖVMELERİN İPL İLE SİLİNMESİ
İPL (İntense pulsed light), çoğu zaman lazer diye bahsedilen, fakat lazerden tamamen farklı bir cihazdır. En önemli farkı İPL ışınının, lazerdeki gibi tek bir dalga boyunda olmaması, bu sebeple cildin çeşitli katmanlarına etki edebilmesidir. Lazerden daha etkili olup olmadığı tartışmalıdır.
DÖVME SİLME KREMLERİ
Son yıllarda satışa sunulan bazı özel kremler ile dövmelerin silinebildiği iddia edilmektedir. Bu kremlerle olan tecrübemiz çok azdır, bu yüzden ne kadar etkili oldukları meçhuldür. Fiyatları lazer uygulamalarına göre düşük olduğu için denenebilir. Bu kremlerden Tat B Gone ve Tattoo-OFF adlı kremlerin adları son zamanlarda sağlık sitelerinde sıkça görülüyor. Bu kremler hakkında internetteki sağlık forumlarında çok fazla tartışma vardır. Çok iyi sonuç aldığını yazanlar kadar, kremin iz bıraktığını yazanlarda var. Etkileri ise şöyle oluşuyor; krem dövme üzerine sürülünce cilde nüfuz ediyor. Pigment maddesi ile bir reaksiyona giriyor ve pigment maddesini parçalıyor. Daha ufak parçalara ayrılan pigment vücuttan yavaş yavaş atılıyor. Bu kremler genellikle 2 li yada 3 lü setler şeklinde satılıyor ve her birinin kendine özgü kullanımı var. Eğer bu kremleri denemeyi düşünüyorsanız öncelikle internetteki forumları okumanızı öneririm, bu kremlerden gerçekten memnun olanlarda var, forumlarda bunların para tuzağı olduğunu, hiç bir işe yaramadığını söyleyenlerde var.
DÖVMELERİN TUZ İLE SİLİNMESİ
Bazı dövme sanatçıları, dövmenin bulunduğu alana enjeksiyonluk tuzlu su enjekte ederek pigmentin tuz ile o bölgeden uzaklaşmasını sağlıyabiliyorlar. Genellikle eski dövmelerde etkili bir yöntem olup, her dövme sanatçısı bu işlemi yapmamaktadır.
SİLİNMESİ İSTENEN DÖVME YADA FAÇA İZLERİ ÜZERİNE YENİ BİR DÖVME YAPTIRMAK
Bu yöntem daha çok silinmesi zor olan ve estetik açıdan kötü görünen amatör dövmeleri yada kollardaki jilet-bıçak (faça) izlerini kamufle etmek için uygulanıyor. Burada yapılan şey, alttaki amatör dövmenin profesyonel, bol desenli ve renkli bir dövme ile kapatılmasıdır. Böyle kapatıcı amaçla yapılan dövmelere cover-up deniyor. Yeni yapılan dövme genellikle eskisinden biraz daha büyük oluyor. Kollardaki faça izleri de yapılan bir dövme ile farkedilmez kılınabiliyor.
KİMYASAL PEELİNG
Kimyasal peeling, cildin çeşitli kimyasal maddelerle kontrollü ve yüzeysel olarak yakılması, soyulması işlemidir. Çok çeşitli peeling solusyonları vardır ve her biri cildi farklı derinlikte yakar. Dövme silme amacıyla en fazla kullanılan peeling solusyonu, orta derinlikte etkili olan peelinglerden olan Trikloro asetikasit (TCA) peelingidir. Peeling gibi uygulama sonrası yara iyileşmesi gerektiren uygulamaların sigara tiryakilerine önerilmediğini belirtmeliyim. Sigara yara iyileşmesini bozduğu için peeling uygulaması sonunda istenmeyen yara izleri kalabilmektedir.
KRİYOTERAPİ (DONDURMA)
Cildi soğutma aslında tek başına uygulanan bir yöntem değil. Daha çok dermabrazyon öncesi cilt soğutularak uygulanıyor. Dermabrazyondan önce cildin soğutulmasının, pigmentin atılmasını kolaylaştırdığı
ve kanamaların az olmasını sağladığı söyleniyor.
DÖVME YAPTIRMAYI PLANLAYANLARA ÖNERİLERİM
Dövme yaptıracaksanız, ileride bundan sıkılıp çıkartmayı isteyebileceğinizi unutmayın. Dövme deseninin büyüklüğüne, renklerine, içerdiği anlama bir kaç kez düşünüp öyle karar veriniz.
Dövme sanatçısı ile fiyat konusunda pazarlık etmeyin; çünkü bu, bir sergiden resim alıp, fiyat konusunda ressamla pazarlık etmekten farksızdır. Genellikle her dövme sanatçısı yaptığı dövmeye bir fiyat biçer ve ödemeniz gereken ücrette o dur, bunun pazarlığı olmaz. Bu işin bir sanat dalı olduğunu unutmayınız.
Unutmayın profesyonel dövme her zaman daha kolay çıkar.
Unutmayın tek renkli (siyah-çok koyu mavi) dövme her zaman daha kolay çıkar.
Amatör dövmede pigment farklı farklı katmanlara verildiğinden lazer gibi yöntemlerle çıkarması zorlaşır.
Öte yandan amatör dövme genellikle tek renk boya ile -genellikle siyah- yapılıyor. Lazer ile siyah renk kolayca silinebilir fakat dediğim gibi amatör dövme olması işi zorlaştıran bir unsur.
Her lazer birden çok renge duyarlı olmadığından renkli dövmeleri çıkarırken farklı lazer ışınları kullanılması gerekebilir.
Benim tavsiyeme uyun, dövmeyi çok büyük yaptırmayın, profesyonel dövme yaptırın (dövme aleti ile yapılır; iğne, pigmenti hep aynı derinliğe verir), tek renk -siyah- kullanılmasına dikkat edin. İleride çıkartmak istediğinizde sizin için kolaylık olur.
İlk dövmenizi çok görünür bir yere yaptırmayın, ileride pişman olmazsanız ve isterseniz daha görünür bir yere daha büyük başka bir dövme yaptırırsınız.
Radyoterapi Nedir?
Radyoterapi Nedir?
Işın tedavisi ya da şua tedavisi olarak da isimlendirilen radyoterapi yaklaşık 100 yıldır kanserlerin tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. Etkisi kanser hücrelerinin iyonlaştırıcı radyasyonla yok edilmesi temeline dayanır.
Radyasyon ya doğrudan DNA zincirlerini kırarak hücreyi hasara uğratır ya da içinden geçtiği ortamdaki suyu iyonlaştırarak bir tür hücre zehiri etkisi gösteren hidroksil molekülleri ve peroksidler oluşturarak dolaylı hasar oluşturur. Radyasyonla oluşan hücre hasarının % 20-30’u doğrudan, % 70-80’i dolaylı yolla olmaktadır.
Uygulama amacına göre radyoterapi 2 ana gruba ayrılmaktadır :
1 - Küratif radyoterapi: Kanser hücrelerinin tümüyle ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Radyasyona duyarlı kanserler ve erken evre kanserlerin büyük bir bölümünde bu amaca ulaşılabilir.
2 - Palyatif radyoterapi: İleri evre, yayılmış ya da yerleştiği yere bağlı olarak kanserlerin oluşturduğu ağrı, kanama, bası nedeniyle ortaya çıkan tıkanıklıklar, yutma güçlüğü, nefes darlığı gibi belirtilerin hafifletilmesi veya ortadan kaldırılması için yapılan radyoterapilerdir.
Özellikle küratif radyoterapilerde amaç, normal dokuları olabildiğince koruyup kanser hücrelerine onları yok edecek dozu göndermektir. Başarılı bir radyoterapi için:
* Hedef bölge ve tedavi alanlarının doğru ve hassas biçimde belirlenmesi,
* Dikkatli fizik planlama,
* Işının her hastaya ve alana göre şekillendirilmesi,
* Işının gönderildiği alanın ve verilen dozun doğru olduğunun gösterilmesi zorunludur.
Uygulama yöntemine göre radyoterapi teknikleri ve cihazları 2 gruba ayrılabilir:
A - Eksternal radyoterapi (Teleterapi):
Radyoaktif kaynak ya da ışını hastaya gönderen ana bölüm ile hasta arasında 80-100 cm gibi uzaklığın bulunduğu radyoterapi tekniğidir. İnsan vücudunun herhangi bir bölgesinde yerleşmiş bir tümör göz önüne getirildiğinde tümöre ulaşmak için ışınlar cilt, cilt altı ve yolu üzerindeki normal dokulardan geçmek zorundadırlar. Derinde yerleşmiş ve geniş alan ışınlamasının gerektiği (örneğin ana tümör ve/veya ilgili lenf bezi yayılım alanları gibi) hemen tüm kanser türlerinde kullanılabilirler. Bu tekniği uygulayan makineler de eksternal tedavi (teleterapi) makineleri olarak adlandırılırlar.
Günümüzde derin yerleşimli tümörlerin tedavisinde yaygın olarak kullanılmakta olan eksternal tedavi makineleri
* Kobalt-60 (Co-60) cihazları,
* Lineer hızlandırıcılardır.
Kobalt-60 cihazları:
Radyasyon kaynağı olarak Co-60 kullanan makinelerdir. Kobalt-60, ortalama 1.25 MeV (megaelektronvolt) gamma ışıması yapan ve yarılanma ömrü (aktivitesinin yarı değere düşmesi için gereken süre) 5.26 yıl olan bir radyoaktif maddedir. Sürekli ışıma yaptığı için kaynağın özel yöntemlerle zırhlanması gerekir. Kobalt-60 makineleri 10 cm’ye kadar derinlikte yerleşmiş (= 20 cm hasta kalınlığı) tümörlerin tedavisinde kullanılabilirler. Cilt dozları yüksektir, saha kenarındaki doz dağılımları çok iyi değildir. Tedavi planlamaları mutlaka bu özellikleri gözönüne alınarak yapılmalı ve kalınlığı 20 cm’den fazla olan hastaların özellikle karın, kalça bölgelerinde yerleşmiş tümörlerinde diğer bir eksternal radyoterapi cihazı olan lineer hızlandırıcılar kullanılmalıdır.
Lineer hızlandırıcılar:
Işını elektrik enerjisini kullanarak kendisi üreten, düzenleyen ve hastaya gönderen makinelerdir. Kontrol devreleri ile ışının enerjisi değiştirilebilmekte, üretilen elektronlar hızlandırıldıktan sonra ya doğrudan hastaya yönlendirilip elektron ışınlamalarında ya da bir hedefe çarptırılıp foton enerjisine dönüştürülerek derin yerleşimli tümörlerin ışınlanmasında kullanılmaktadır.
Lineer hızlandırıcılar enerji düzeyine göre 2 gruba ayrılırlar :
1 - Düşük enerjili lineer hızlandırıcılar: Derin doz özellikleri Kobalt-60 cihazlarına benzeyen cihazlardır ancak ışının denetimi, saha kenarlarındaki doz keskinliği yönünden Kobalt-60 cihazlarına belirgin üstünlük sağlarlar.
2 - Yüksek enerjili lineer hızlandırıcılar: Kalın hastaların derin yerleşimli tümörlerinin kolaylıkla ışınlanmasına imkan veren yüksek enerjili foton üreten ve saha kenarlarındaki doz dağılım üstünlüğünü sürdüren lineer hızlandırıcılardır.
Günümüzün modern teknoloji ürünü yeni lineer hızlandırıcılar düşük ve yüksek olarak 2 foton, 4-6 kademeli elektron enerjileri üretebilmekte, otomatik olarak ışının dozu, kalitesi kontrol edilebilmekte, ek donanımları aracılığıyla ışını kendisi şekillendirebilmekte (“multi leaf collimator- MLC”, radyoterapi alanlarının doğrulamasını (portal görüntüleme) yapabilmektedirler.
B - İnternal radyoterapi (brakiterapi)
Radyoaktif kaynakların veya kaynak taşıyıcı aygıtların vücuda ya da tümöre değecek, doğal vücut boşluklarına yerleştirilecek veya tümörün içinde olacak şekilde kullanıldığı radyoterapi yöntemidir. Günümüzde çapı 1 mm’nin altına indirilmiş minik kaynaklar kullanan uzaktan yüklemeli (remote afterloading) sistemlerin gelişmesi ve kullanılan kaynaktan uzaklaştıkça hızlı doz azalması nedeniyle yakın komşuluğunda kritik organ bulunan kanser yerleşim bölgelerinde eksternal radyoterapi ile birlikte doz tamamlayıcı olarak (örneğin rahim, rahim ağzı, bronş, meme, yumuşak doku kanserlerinde), bazı göz tümörleri (koroidal malign melanom), erken evre rahim, rahim ağzında yerleşmiş kanserlerde tek başına küratif amaçla ya da ileri evre bazı kanserlerde (bronş, safra yolu gibi) yakınmaları azaltmak için kullanılabilir.
Lazer Nedir?
Lazer Nedir?
Radyasyonun uyarılmış emisyonu ile ışın amplifikasyonudur. Tek renkli, düz, yoğun, tek fazlı monokromik ışık üreten cihazlardır. Renkli olduğu gibi renksizde olabilir. Görünürlük dalga boyu ile ilgilidir. Bu dalga boyu ve gücü tıptaki kullanım alanını belirler. Dermatolojide kullanılan son teknolojik gelişmelerden en önemlisidir.
Kaç tip lazer vardır?
Dalgaboyu ve gücüne göre farklı tedavi amacıyla kullanılan çok sayıda lazer tipleri vardır. En ünlüleri; ruby, alexandrate, diode, Nd-yag…Lazerlerdir.
Dermatolojide kullanım alanları nelerdir?
Epilasyon İstenmeyen tüylerde hem erkek hem de kadınlarda istenen her alanda uygulanabilir.
Damarsal Lezyonlar
Hemanjiomlar—doğuştan yüzde ve vücutta bulunan koyu kırmızı lekeler, şarap lekesi
Telenjiektazi—Yüz ve vücuttaki kılcal damar çatlamaları
Bacaklardaki varislerin tedavisinde özellikle Nd-Yag Lazer oldukça etkilidir.
Yüz gençleştirme ve kırışıklık tedavisi
Dövmelerin silinmesi
Nasıl etki eder?
Işık koyu nesneler tarafından absorbe edilir. Eğer yeterli ışık varsa koyu cisim çok ısınabilir (tıpkı yaz güneşinde kalan siyah bir araba gibi) Benzer biçimde lazer enerjisi ciltteki koyu maddeler tarafından absorbe edilir. Bu koyu maddeler kromoforlardır (Yani hedef maddelerdir), Endojen yani vücudumuzda bulunanlar: Melanin (derimize rengini veren madde) Hemoglobin (Kanımıza rengini veren madde) dir. Ekzojen olarakta dövmelerdeki boya maddeleri hedef olarak algılanır.
Lazerle verilen ışık tedavi edilmek istenen durum ne ise bu duruma uygun lazer cihazı kullanılarak hedef madde seçilip tedavi yapılır.
Tedaviyi etkileyen faktörler nelerdir?
Lazerin tipi
Lazer kıla rengini veren melanin pigmentini seçtiği için; koyu renk kıl, kalın ve beyaz ten en ideal olanıdır.
Kılların büyüme asamaları: Lazer en çok kılın aktif büyüme asamasında iken etkilidir.
Tüylenme artısına neden olan hastalıkların varlığı tedaviyi güçleştirebilir. Mutlaka hastalık tedavi ile paralel çözülmelidir.
Cinsiyet: Erkekler tedaviye kadınlardan daha uzun sürede cevap verirler.
Lazerin geleneksel yöntemlere üstünlüğü nedir?
Daha az acı verir.
Kısa sürede büyük alanlar taranabilir..
Hiç bir özel bakım gerektirmez.
Seans Aralıkları nasıl olmalıdır?
Kılın büyüme aşamalarını bozmadan 4-6 hafta aralıklarla uygulanabilir.
Yaz aylarında uygulanabilir mi?
Evet. Ancak hastalara bronzlaşmamalarını ve güneş koruyucuları kullanmalarını öneriyoruz.
Komplikasyonları(Yan etki) nelerdir?
Artık Lazer uygulamaları kanunlar gereği doktorlar tarafından yapılması gereken bir işlem olduğu için doğru hasta seçimi, doğru doz ve uygun alet seçimi ile komplikasyonlar minimuma indirilmiştir. Ancak geçici deri renginde değişmeler, yine geçici kızarıklık ve şişmeler meydana gelebilir.
Lazer teknolojisi tıptaki gelişmelerden en önemlilerinden biridir. Dünyanın her yerinde güvenle kullanılmaktadır. Kanser yapıcı etkisi yoktur. Sadece Dermatologlar değil, göz , diş ve ürolojide özellikle prostat ameliyatlarında yaygınca kullanılmaktadır.
Akciğerlerin Fonksiyonu Nelerdir?
Akciğerlerin Fonksiyonu Nelerdir?
Akciğerleriniz sizin hareketlerinize göre kendini ayarlayan muhteşem bir organdır. Koştuğunuzda akciğerleriniz çok daha fazla çalışır ve artan oksijen ihtiyacınızı karşılar, oturduğunuzda ise daha yavaş
çalışır, ancak hiç durmaz. Yaşadığınız süre boyunca akciğerleriniz bir hava pompası gibi hiç durmadan vücut içine hava alıp, daha sonra bunu dışarı pompalar. Bunu yaparken de solunum sisteminin diğer elemanları ile birlikte bir uyum içinde hareket eder. Çünkü nefes alabilmek için akciğerin varlığı tek başına yeterli değildir. Akciğerin çalışmasını sağlayacak bir dış güce de ihtiyaç vardır. Bu güç göğüs kafesinin hemen altındaki diyafram ve kaburga kemiklerinin aralarında bulunan kaslar sayesinde kazanılır. Nefes alıp verirken, kendinize şöyle bir bakın. Kaburga kemiklerinizin dışarı ve yukarı doğru hareket ettiğini göreceksiniz. Bu sırada akciğerin altında bulunan diyafram kası da aşağı doğru yassılaşır. Akciğer nefes borusundaki havayı aşağıya doğru çeker. Soluk verildiği zaman da kaburga kemikleri içeri doğru geri çekilir. Kaburganın altında bulunan diyafram kası yukarı doğru hareket eder. Akciğer sıkışınca küçük keseciklerdeki hava nefes borusundan dışarı çıkmaya zorlanır. Koşmak, gülmek, yürümek, yatmak… Siz bunları hiç düşünmeden yaparsınız, ancak bütün bu değişik hareketler sırasında akciğerlerinizde vücudunuzun oksijen ihtiyacını belirleyen otomatik bir solunum denetim sistemi çalışmaktadır. Hareket halindeyken vücut hücrelerinin aktiviteleri artar, hücreler daha çok güç ve enerji harcar. Bu yüzden vücuttaki 100 trilyona yakın hücre normalden daha fazla oksijene ihtiyaç duyar. Oksijen ihtiyacının artmasının yanısıra hücrelerin ürettikleri fazla karbondioksitin de vücuttan hemen atılması gerekmektedir. Eğer artan oksijen talebi karşılanmazsa bu durumdan bütün vücut hücreleri zarar görür. Bu nedenle solunum hızlanır, yani akciğerler daha hızlı çalışır. Son derece hayati olan bu durum yine mucizevi bir sistem sayesinde çözüme kavuşturulmuştur. Beyin sapı olarak adlandırılan bölgede kandaki karbondioksit oranını devamlı kontrol eden alıcılar vardır. Bu alıcıların bağlı olduğu merkezler, içinde bulunulan duruma göre akciğerlerin çalışmasını sağlayan kaslara gerekli emirleri gönderir. Beyin sapı haricinde akciğerlerin dış yüzeyinde bulunan basınca karşı hassas algılayıcılar da, akciğerin gereğinden fazla gerilmesi durumunda beyin sapına, solunum derinliğinin azaltılması için gerekli olan emirleri gönderirler. Bu işlemler her gün, her saniye, her an hiç durmadan tekrarlanır. Birbirini tamamlayan birçok dengeden oluşan bu sistemin kendiliğinden kör rastlantılar sonucu oluştuğunu iddia etmek elbette ki mümkün değildir. İnsan vücudundaki solunum sistemi Allah’ın yaratma sanatının örneklerinden sadece biridir.
Kemoterapinin Panzehiri Nedir?
Kemoterapinin Panzehiri Balıktır
Kemoterapi ilaçları kanserli hücreler dışında sağlıklı hücrelere de zarar verdiği için vücutta halsizlik, ağız yaraları gibi bazı şikayetlere yol açıyor. Ancak iyi bir beslenme planıyla kemoterapinin yarattığı tahribatı
azaltmak mümkün. Tedavi sırasında yeşil yapraklı sebzeleri, balığı ve Arnavut biberini sofranızdan eksik etmeyin.
- Kemoterapiden sonra akciğerdeki tümörler küçüldü. Kontrolleri hangi sıklıkta yaptıralım?
Kardeşime 8 ay önce küçük hücre dışı akciğer kanseri teşhisi kondu. Hastalığı 3′üncü evrede. Kemik ve beyin metastazı yok. Ancak dalakta metastaz olup olmadığı tespit edilemeyen bir kitle var. 8 kür kemoterapi sonrasında akciğerdeki tümörlerin tamamı kayboldu. Kardeşim 6-7 kilo aldı, en önemlisi artık hiç öksürmüyor. Acaba hastalığı nüks eder mi? Takipleri hangi aralıklarla yaptırmalıyız? MÜNÎRE BAĞCI
CEVAP: Kardeşiniz kemoterapiye çok iyi yanıt vermiş. Evre 3A ve B’de ilk tedavi seçeneği kemoterapidir. Daha sonra tedaviye radyoterapi ve ameliyat ilave edilir. Dalaktaki kitlenin kaybolup kaybolmadığını bilmiyorum. Eğer tümör tamamen silindiyse ya da şüpheli görülmüyorsa tedavinize radyoterapi ilave edilmesi faydalı olabilir. Fakat dalakta metastaz varsa radyoterapi ve cerrahiye gerek yok. Kardeşinizin kemoterapiye yanıt vermesi sevindirici. Ancak akciğerdeki tümörün nüks etme riski var. Özellikle sigaraya devam edenlerde nüks oranı yüksek. Kardeşiniz ilk 3 yıl 3 ayda bir sıkı kontrolden geçsin. Tümör tekrarlarsa nüks yerine radyoterapi yapılabilir. Ya da yeni bir kemoterapi, şemasına geçilebilir. Kemoterapi hastanın genel durumunu bozabilir. Genellikle kemoterapiden sonra vücudun kendini toparlaması l yıl sürer. Bu dönemde immun sistemini güçlendirecek gıdaları ön planda tutmak gerekir. Kardeşiniz bol bol yoğurt, beyaz peynir yesin, sütten uzak dursun. Protein eksikliğine karşı günde l tane bıldırcın yumurtası, haftada 1-2 kez yağsız kırmızı et, diğer günler de balık ve
hindi tüketsin. Sofrasından kırmızı turp ve tereyi eksik etmesin. Astragalus bitkisi hapı kullansın, insanlar üzerinde yapılan büyük çalışmalara göre, astragalus küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinde hem yaşam süresini uzatıyor, hem kemoterapi ilaçlarının etkisini artırıyor, hem de tedavinin yan etkilerini azaltıyor. D limonen denen yararlı bir madde ihtiva ettiği için kardeşiniz portakal, mandalina, limon kabuğu, kimyon, dereotu tohumu tüketsin. Beyaz un, beyaz makarna, beyaz pirinç yerine esmer olanları tercih etsin. Her gün en az 5 porsiyon çok iyi yıkanmış sebze ve meyve tüketsin. En çok brokoli, karnabahar, enginar, semizotu gibi koyu yeşil yapraklı sebzeleri tercih etsin. Ağır sporlardan, stresten uzak dursun. Öğün atlamasın.
- Karnımdaki şişlikler kanser habercisi olabilir mi?
47 yaşındayım. 10 yıl önce sol karın boşluğumda fındık büyüklüğünde bir kitle oluştu. Yağ bezesidir diye geçiştirdim. Fakat geçen yıl karnım ve kaburgalarımda irili ufaklı 10-12 adet şişlik oluştu. Doktora gitmedim. Acaba bu şişlikler kanser olabilir mi? Ne yapmalıyım? Ö. ÖNER
CE VAP: Buradan bir tahmin yürütmek zor. Bu şişlikler selim tabiatlı lipomlar olabilir. Ama şişlik sayısında artış olduğu için bir cildiyeciye başvurup gerekirse biyopsi yaptırın.
- Kemoterapi sırasında nasıl beslenmek gerekir?
Annem meme kanseri. Ameliyatla sağ memesinin bir kısmı alındı. Şimdi kemoterapi görüyor. Bu sırada nasıl beslenmesi gerekir? RUŞEN TARA
CEVAP: Kemoterapi ilaçları kanserli hücreler dışında sağlıklı ; hücrelere de zarar veriyor. Bu da vücudun genel durumunu bozabilir, halsizlik, ağızda yaralar gibi sorunlara yol açabilir. Ancak doğru bir beslenme programıyla kemoterapinin yan etkileri azaltmak mümkün. İşte, yapmanız gerekenler:
• Özellikle omega 3 yağ asitlerinden zengin sardalya, somon gibi balıkları tercih edin. Balık yeme şansınız yoksa balık yağı da tüketebilirsiniz.
• Nöropati, kemoterapinin önemli yan etkilerinden biri. El ve ayaklarda karıncalanma, hissizlik gibi belirtilerle seyreden nöropatiye karşı Arnavut biberi yiyin. Arnavut biberi, kemoterapi ve radyoterapiye bağlı
ağız-boğaz yaraları ve ağrılarında da etkilidir. Kemoterapi esnasında ağızda ortaya çıkan mantarlara karşı papatya çayı, karadut şurubu, karbonatlı su, buz, hatta şekersiz dondurma tüketin. Kemoterapi sırasında enfeksiyona yakalanma riski yüksek olduğu için hastaların C vitamini desteğine ihtiyacı vardır. C Vitamininden zengin portakal, mandalina gibi meyveleri tüketebilirsiniz. Ancak ilaçların etkisini azalttığı için greyfurttan uzak durun. Selenyum ve likopen maddesi de bağışıklık sistemini güçlendirir. Tahıl, nişasta ve brokoli, lahana, soğan, sarımsak gibi kükürt oranı yüksek olan sebzeler bol miktarda selenyum içerir. Likopen ise domates ve ketçap, salça gibi domates ürünlerinde bulunur. Günde 2 bardak domates suyu içmek çok faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için folik asidi ihmal etmeyin. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve turunçgiller bol miktarda folik asit içerir. Folik asit, günde 400 ünite tablet şeklinde de alınabilir. E vitamini içeren ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişleri yiyin.
• Ananas, çörekotu ve kara üzüm tüketin. Bu besinler bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Prof. Dr. ERKAN TOPUZ
KARINCA YAĞI NEDİR ?
KARINCA YAĞI NEDİR ?
İran’dan ithal edilen Tala Karınca Yumurtası Yağı, geçmişten bugüne kullanılan, istenmeyen tüylere çözüm olan ağrısız , iğnesiz kullanımı ile orta doğuda ve uzakdoğuda kadınların ve erkeklerin gözbebeği haline gelmiş bir üründür. Yeni doğan bebeklerin koltuk altı ve diğer yüylenmesi istenmeyen bölgelerine sürülerek ileri yaşlardaki tüylenmesini tamamen geçiren Tala karınca yumurtası yağı , yetişkinlerin düzenli olarak kullanımı ilede istenmeyen tüy sorununa çözüm sunmaktadır.
Tüylü olan bölge klasik yöntemlere (ağda, cımbız, epilasyon vs.) tüylerden arındırıldıktan sonra karınca yumurtası yağını tüylerden temizlenen bölgeye elinizle masaj yaparak sürün. Bu işlemi 4-5 gece yatmadan önce yapmanız ilk seans için yeterli olacaktır. İlk seans sonrasında tüylerinizin belirgin bir şekilde azaldığını fark edeceksiniz. İlerleyen aylarda aynı yöntemle işleme devam edilir. 4-6 seans(takriben 4-6 ay) sonrasında tüylerinizden tamamen kurtulmuş olursunuz.Diğer yöntemlere göre çok daha ucuz ve kesin çözüm sunan Tala Karınca yumurtası yağını Osmanlı döneminde haremdeki cariyelerin ağdadan sonra kullandıkları biliniyor. Geçmişte bile tüyleri yok etmek için güzel bir yöntem olarak bilinen karınca yumurtası yağı o çağlardan bugünlere kadar geçerliliğini korumuştur.
Çağımız kadınlarının epilasyon ve diğer tüy dökme yöntemlerini tercih etmeleri yanında halen eski kültürlere alışkın olan insanlar Karınca yumurtası yağını tüy dökmede en etkili ve en kalıcı yöntem olarak kabul etmektedirler.
Anadoluda ve İstanbul’da bazı insanların halen yeni doğan çocuklara ilerde tüylenmesin diye, kendilerine ise tüy sorunlarına bir çözüm olarak bu yöntemi kullandıkları bilinmektedir.
Forex Nedir?
Forex Nedir?
Sık sık duyarız ama anlamını pek bilmeyiz.
Forex İnglizce FOReign EXchange kelimelerinin kısaltmasıdır, ülkelerin para birimlerinin değişim piyasasıdır. Yani bir ülkenin para birimi karşılığında diğer bir ülkenin para biriminin alındığı veya satıldığı piyasadır. Bütün dünyada döviz parite fiyatları bu piyasada belirlenir. Piyasanın ana katılımcıları bankalar ve broker şirketleridir. Broker şirketleri müşterilerinin alım/satım isteklerini yerine getirirler. Büyük mevduatları olan müşteriler için bankalar kendileri de broker hizmetini verebilirler.
Dünyanın en büyük bankaları birbirlerine özel iletişim ağıyla bağlantılıdırlar. Tüm işlemler bu bankacılık ağı yardımıyla gerçekleşir. Bu bilgi ağlarından herhangi bir bankanın verdikleri dolar veya euro fiyatını hemen öğrenilebilinir. Dünyadaki döviz fiyatları serbest piyasa (dalgalı piyasa) kurallarınca arz ve talep ile belirlenir, devletler buna serbest piyasa kuralları çerçevesinde nadiren müdahale ederler.
İki bankanın verdikleri parite fiyatları arasında farkın olması halinde teorik olarak ucuz olanı alıp pahalıya satılabilir. Bu durumda piyasadaki ucuzdan alış ve pahalıya satış kısa zaman içinde iki tarafta da fiyatları eşitler. Bu yüzden Dünya üzerinde parite fiyatlarında aynı zaman dilimi içinde, tüm coğrafyalarda hemen hemen aynıdır. Fakat parite fiyatları zaman içinde çok değişebilir. Bu değişim kaotik değildir ve her zaman belli kurallar çerçevesinde olur. Bu kuralları bilen kişi bu değişimlerin ne yönde ve ne zaman olacakları tahmin edebilir.
Forex piyasası işlem hacmi bakımından en büyük finansal piyasadır. Burada günlük işlem hacmi 1,5 trilyon ile 3 trilyon dolar arasında değişir. Karşılaştırmanız için dünyanın en büyük borsası olan New York borsasındaki günlük işlem hacmi 20 milyar dolar civarındadır. İnanılmaz büyüklükteki toplam işlem hacmi, Forex piyasasını dünyanın en zengin adamı veya en zengin insanlar grubunun dahi kolaylıkla manüple edemeyeceği bir hale getirmiştir. Böylece bu piyasa dış etkenlerden korunup sadece iç kurallarına göre çalışır. Bu kuralları bilen kişi döviz fiyatlarının hareketlerini tahmin edebilir, dolayısı ile kar elde edebilir.
Üzengi Nedir?
Üzengi Nedir?
1- Ata binmek için kullanılan atın her iki tarafında asılı dıran metal yada ip, deri gibi dayanıklı maddelerden yapılan bir düzenek. Rüyada üzengi görmek çocuğa işaret olabilir.
2- Metal Üzengi = Kırıkların tedavisi ve yerleştirilmesi için kullanılan özel bir düzenek.
3- Ortakulakta bulunan küçük bir kemik.
Rüyada Üzengi Görmek
Rüyada Üzengi Görmek
Rüyada üzengi görmek hizmetçi ile tabir olunur. İyi kötü her haliyle görülecek rüya buna nispet olunur. Bir rivayete göre üzengi yükseliştir. Rüyada eğerden ayrı olarak üzengi görmek, evlada, eğere asılı halde üzengi görmek bütün işlerini bırakabileceği emin bir evlada delalet eder. Kirmaniye göre; üzengisinin nakişli ve oymalı olduğunu görenin çocuğu kibirli ve kendini beğenmiş biri olur. Üzengisinin yaldızlı olduğunu görenin oğlu dünya malı ile övünür. Üzengisi dökme veya bakırdan olduğunu görenin evladı gayretli ve çalışkan olur. Üzengisinin demirden oldugunu görenin oğlu kuvvetli ve son derecede cesur olur. Bir başka rivayete görede: Rüyada eğersiz tek basma görülen üzengi erkek bir çocuktur. Eğer ile beraber görülen üzengi, işinde kendisine itimat olunan bir çocuktur. Üzenginin demirden olmasi rüya sahibinin kuvvetine işarettir.
Kemoterapi Hastaları Enfeksiyonlardan Korunmak İçin Ne Yapmalı
Kemoterapi Hastaları Enfeksiyonlardan Korunmak İçin Ne Yapmalı
Kemoterapi ilaçları sağlıklı kan hücrelerini de etkilediği için hem vücudun enfeksiyon kapma riski
yükselir hem de enfeksiyonlarla savaşma yeteneği azalır. Kemoterapiden sonra yaklaşık 10 gün içinde kan tablosu çok düşer. Bu sırada aşırı yorgunluk, depresyon gibi yan etkiler görülür. Bağışıklık sistemini bozan, tedaviyi sekteye uğratan enfeksiyonlarla savaşmanın yolları ise şunlar: SağlKemoterapi ilaçları sağlıklı kan hücrelerini de etkilediği için hem vücudun enfeksiyon kapma riski yükselir hem de enfeksiyonlarla savaşma yeteneği azalır. Kemoterapiden sonra yaklaşık 10 gün içinde kan tablosu çok düşer. Bu sırada aşırı yorgunluk, depresyon gibi yan etkiler görülür. Bağışıklık sistemini bozan, tedaviyi sekteye uğratan enfeksiyonlarla savaşmanın yolları ise şunlar: Sağlıklı beslenin. Diş tedaviniz varsa kemoterapiden önce diş hekimine gidin. Yorucu aktivitelerden kaçının, bol bol dinlenin. Kalabalık yerlerde durmayın, genel olarak 10 metrekare odada 3′ten fazla kişinin olmamasına özen gösterin. Soğuk algınlığı ya da bulaşıcı hastalığı olan kişilerden uzak durun. Ellerinizi yanık ve kesiklerden korumak için bahçede ve mutfakta eldiven giyin. Sık grip oluyorsanız 6 ayda bir, 1 kutu ekinezya bitirin. Diş tedaviniz varsa kemoterapiden önce diş hekimine gidin. Yorucu aktivitelerden kaçının, bol bol dinlenin.


























